18 Haziran 2017 Pazar

Kesin ki Seni Seviyorum-Nilgün Şimşek


Daha önce yazarın Siyah Sardunyalar kitabını okumuş ve de sevmiştim. O kitaba dair en bariz hatırladığım şey bolca altını çizdiğim satırlar olmuştu. Bu kitapta da yazar bu konudaki ustalığını göstermiş. Yine bolca düşündürücü,altı  çizili satırlarım oldu. 

Genel anlamda bu kitabı sevdim mi bilemedim. Yaklaşık ilk yüz sayfasını okurken çok bocaladım. Zamanlar arası geçişler belirsiz. Şimdiyi okurken bir sonraki paragraf geçmişi anlatıyor oluyor. İnsan kim söylüyor bunu hangi zamanda diye düşünürken dikkat dağılıyor. Yani bende öyle oldu. 

Kahramanlarımız İnci ve Vural benzer çocukluk çağından geçip sonrasında eczacılık fakültesine gidiyor. Orada yolları kesişip hayatlarını birleştiriyorlar. 
Birbirinden çok farklı bu iki karakterden Vural söz ustası ve oldukça karamsar bir adam. Yanında değilken İnci'ye yazdığı mektuplara yer verilmiş romanda. Bunlar edebi değeri olan satırlar evet ama okurken bana bir daral geldi ara ara. İnçi ise güçlü bir kadın. Karşılaştıkları hayli zorluğa rağmen hep dik durmayı başarıyor. 

Kitap ortalarda ivme kazanıyor,biraz merak uyandırmayı da başarıyor yazar ama ben çok çok beğenemedim. Kötü demiyorum büyük haksızlık olur ama ortalama bir kitaptı. 


"Dağılmaya hep kitaplardan başlanır,ben de öyle yapmıştım. Sonra mutfak,sonra üst baş... İnsan yaşarken biriktiriyor, öldüğünde ise yaşami bir çöplüğe dönüşüyor. Ya çöplüğünüzü devredecek kimseniz yoksa..."
 
"Kaderin kendine ait,başına buyruk bir saati vardır,ansızına ayarlıdır hassas zembereği. İnsanların hayatı habersiz yaşamadı bu yüzden,uçurtma hayallerin ipinde bir kentten diğerine savrulmak bu yüzden, saplanıp kalmak bu yüzden,düşlerimizin parçalanması bu yüzden..."

"Ne kadar küçüksen mekanlar o kadar büyür. "

"Ölülerimizi kesin olarak gömdüklerimizi hatırlıyorum. Kalbimizin hemen yanında, Sevinçlere engel olan ve onduran duygu. Yaşamın en güçlü yanı bu mudur? Ölüyorlar ve yaşıyoruz. 

"Zaman insanı kendi ölçeğinde eleştiriyor ve düzeyliyor. Bir daha dünya asla aynı olmayacak dediğin günler geçiyor. Unutuyorsun. Herşey değişiyor ve hiçbir şey değişmiyor. Hayat bizi son hatırlayan ölene kadar devam ediyor. "

"Beyinle yaşamak güzel olsa da beyinle sevmek ne robotça."

"Geçmişin anılarıyla geleceğin güzellikleri kurulur mu?"

"Kimi kimsesi olmayan ölülerin hayat hikayelerinin eskici dükkanlarında veya bit pazarı tezgahlarında son bulan yolculuklarından ürkmüşümdür oldum bittim. Arkamda ne Emel'e ne de başka birine anı çöplüğü  bırakmak niyetim var."

"Oysa her istediğinde ağlamalı insan. Ağladıkça insan olmaya yaklaşmalı."

"Öldüğümde beni tam manasıyla tanımış,anlamış biri olacak mı?"

"Geçmişi hatırlarken ortak tarihimizi yeniden,kırgınlıkları onarıp yazıyor,ortaya çıkan yeni öyküyü parlatıp cilalıyoruzdur belki. Belki gerçekten bütün öyküler hatırlandığı gibidir de ben unutmuşumdur."


21 Mayıs 2017 Pazar

İstanbul Akvaryum,Crowne Plaza Anneler Günü Blogger Etkinliği






Pazar günü sevgili Yasemin'in daveti ile #engüzelannelergünüistanbulakvaryumda etkinliğinde idim. Bu yıl ikinci kez anneler günü (Tam netleşmemişti ama ben hissediyordum gebeliğimin başları da anneler gününe denk geliyordu. Onu da sayarsam 3.😄) yaşamış oluyorum.
Annelik gerçekten güzelliği kadar zor, mükemmelliği kadar sorumluluk yüklü. Geçmişte olsa tüm annelerin günü kutlu olsun. 

Bu güzel güne Florya'da denize sıfır konumlu Crowne Plaza otelde brunch ile başladık. Menüleri gayet çeşitli ve lezzetli idi. Çokta ilgili bir kadroları vardı. Yanımızda çocuklar olduğu için hem anlayış,hem de ilgi gerçekten önemli idi. 
Manzarası ise denize sıfır konumda olması sebebi ile çok güzeldi. Özel gün davetleri için şık bir seçenek. 

Brunch sonrası fırsat bulupta bir türlü gidemediğim İstanbul Akvaryum'a geçtik. Zaten Crowne Plaza ile yan yanalar.
İstanbul Akvaryum Dünyanın en büyük Tematik akvaryumu olma özelliği taşıyor. 17.000 kara ve deniz canlısı barındırıyor. 17 farklı temalı alanı birde biz içindeyken hafif yağmura denk geldiğimiz Amazon ormanı canlandırması mevcut.
Yağız bu tip gezilerde balıklara çok ilgi duyuyor. Yakalamaya çalışıp epey bir eğleniyor. Birşey anlamaz diye düşünmüyorum. Çünkü keyif aldığı belli oluyor. 

Fotoğraflar ortamın loşluğundan biraz karanlık çıktı ancak içerisi gerçekten müthiş. Devasa akvaryumlarda binlerce balık türü.  Köpek balıkları ve kutup penguenleri özellikle ilgi çekici. Hele o paytak yürüyen penguenlerin hızlı yüzüşleri. Çok şirin hayvanlar. 

İstanbul Akvaryum kesinlikle bir daha gidip daha uzun vakit geçirmek istediğim bir yer oldu. Sindire sindire tüm etiketleri okuyarak gezmezsem içime sinmiyor:)

Gezi sonu bizler için bu paketi hazırlayan İstanbul Akvaryum ekibine çok teşekkür ederim. En çok ilgimi çeken penguen 🐧 ve köpek balığı oyuncakları artık Yağız'ın oyuncakları arasına girdi. 

Akvaryumun sonunda şu ana kadar gördüğüm en büyük hediyelik eşya dükkanı yer alıyor. Çeşit o kadar çok ki seçmek için zorlanabilirsiniz. Sitelerinde de satışları mevcut oradan da temin edebilirsiniz. 

Bu geziye katılmamı sağlayan Yasemin'e ve diğer tüm arkadaşlara sohbet için teşekkür ederim. Keyifli bir anneler günü idi. 


 https://www.istanbulakvaryum.com/tr

7 Mayıs 2017 Pazar

Huzursuzluk-Zülfü Livaneli


Kitabı bitirip kapağını kapattığımda yüreğim sıkıştı. Aslında çok yakınımızda; Ortadoğu'da olup bitenleri bildiğimiz halde tüm çıplaklığıyla okumak ağır geldi. Gelsin de zaten.Savaş hep zor ama çocuklara ve kadınlara başka türlü zor. Bu tür romanlardan sonra günlerce düşündüğüm şu olurdu. (Olurdu diyorum çünkü artık hep bunları düşünüyorum. Çıkmıyor aklımdan. Sanırım bunda anne olmamın etkisi büyük. Dünyada kendinden başka sorumlu olduğun biri daha var artık ve bu bazen çok düşündürücü)
Neden kötülüğü seçiyor bazı insanlar? İyi olmak,barışı istemek çok zor değil hem de keyifli iken neden birileri canice hisler duyuyor ve savaş peşinde? 

Huzursuzluk tam da adına yaraşır biçimde huzursuz ediyor. Hele bazı sahneler var ki yürek sızlatıyor. Keşke sadece kurgu olsa, herhangi bir coğrafyada yaşanmıyor olsa tüm bunlar dedirtiyor. 

IŞİD zulmünü yaşamış Ezidi kızı Meleknaz ile Mardinli Hüseyin'i anlatıyor kitap. Hüseyin'in çocukluk arkadaşı gazeteci İbrahim İstanbul'dan Mardin'e  bu ikilinin izini sürmek için gidiyor ve kendini mistik duygular içinde buluyor.

Okuyunca kendileri hakkında fikir sahibi olmadığımı farkettiğim Ezidiler ile ilgili epey bilgi edindim. Ve bir kere daha çok renkli,çok uluslu Mardin'e gitme hissi besledim. Umarım Birgün yolumuz o taraflara düşer. 

Kitap bir solukta okunacak cinsten. Ben tabi ki bir solukta okuyamadım evdeki bebe yüzünden ama yine de hızlı bitti. Daha uzun olsa da severek okurdum. Tokat gibi gerçeklerle bir kere daha yüzleştim. Bu tip kitapları sevenlere mutlaka tavsiye ederim. 


"Bu dünya bir penceredir. Her gelen baktı geçti."

"Ben bir insandım!"

"Merhamet de zulmün bir parçası..merhamet zulmün merhemi olamaz. "

"Coğrafya kaderdir. "

2 Nisan 2017 Pazar

Ağrı'nın Derinliği-Ece Temelkuran



 

Bu yıl ki TÜYAP kitap fuarından aldım "Ağrı'nın Derinliği" kitabını. Daha önceden iki kere Ece Temelkuran okumuş,sevmiştim. Can yayınlarında da güzel bir indirimi görünce bir kitabını daha okuyayım diyerek aldım bu kitabı. Öyle çokta incelememiştim alırken. Hatta şöyle bir göz ucuyla baktığım için Türk-Ermeni iki gencin aşkı anlatılıyor falan sanıyordum. O derece yani:) 

Bazen böyle olması daha iyi oluyor. Ön yargısız, sürpriz bir şekilde okumuş oluyorum. Bu kitap tam da süpriz oldu benim için. 

Kitap Türk-Ermeni ilişkisini,1915 olaylarının ekseninde işliyor. Ülkemizde konuşulması,yazılması hayli dikkat isteyen bu konuda  yazar Ece Temelkuran önce Paris'e giderek oradaki Ermenilerle temas kurup röportajlar yapıyor. Daha sonrada Amerikaya giderek röportajlara devam ediyor. Avrupa ve Amerika'daki diasporaların olaya nasıl baktığını,Avrupa olaya daha duygusal yaklaşırken,Amerika'nın daha maddiyatçı bir tutum sergilediğini gözlemliyor. Birde kendi iç sesi ile düşündükleri,hesaplaştıkları var ki o kısımlar epey düşündürücü. Aşağıda da bolca alıntı yaptım bu sebeple. 

Konu hakkında herkesin kendine özgü bir fikri elbet vardır. Ancak kitabı okumak iyi geldi bana. Değişik bir sürü şey öğrendim. Mesela Ağrı dağının-Ermenilerin deyimiyle Ararat'ın-onlar için önemini hiç bilmiyordum. Uzak ülkelerde Yozgattan,Bitlis'ten mesela bu kadar  özlemle bahsedildiğini de..
Birde ilk 35 sayfasını keşke herkes okusa dedim. Keşke hepimiz kitapta da dendiği gibi Dünyalı olsak. Empati duygumuzun sınırlarını zorlasak.

Bu konu hakkında birşeyler okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim. Kitaptaki fotoğraflardaki röportaj yapılan kişilere yer verilmesi de ayrı bir hoşluktu. 


"Hikayeleri insanlar yazar. Ama sonra hikayeler dönüp insanları yazar yeniden. "

"Bebekler olarak doğmuştuk oysa ikimiz de. Nasıl kurdular bizi,düşünsene, anlattıkları hikayelerle. Ne senin ölümle ilgin vardı,ne benim yalanla."

"..üç tarafı denizle,beş tarafı kederle çevrilidir bu toprağın. "

"İnsanların haritalar üzerinden fazlaca sinirlendiklerini düşünmüşümdür hep. Üstelik çoğu kez de haritalarda gösterilen yerlere hiç gitmemiş, oralardaki insanların nasıl yaşadığını hiç görmemiş olmalarına rağmen. "

"Aslında ağlamamak için öfkelenir insanlar. Öfke, acıyı dik durarak yaşamanın yoludur. "

"Hepimiz dünyalı olsak keşke."

"Küçükhanım,Ararat sizin için bir yükseklik meselesidir. Bizim içinse bir derinlik meselesi !"

"Hafıza kesinlikle tek kişilik bir şey değildir. Seninle birlikte hatırlamazsa bir başkası,senin hatırladığın aslında yoktur, olmamıştır, yok olur. "



 


 
"En iyi bu topraklar bilmez mi öldürenin öldürdüğünü ömrünce sırtında taşıyacağını?"

"Hepimiz hikayelerini eksik ya da fazla anlatan hayaletlerin çocuklarıydık yalnızca."

"İnsanlar konuşabilse keşke...Ne bağırsalar, ne sussalar. .."

"...umut,hiç doğru bir sözcük gibi gelmemiştir kulağıma. Kaygan bir sözcük. Bel bağladığında insanı yarı yolda bırakacak bir sözcük. Çünkü umut olmadığında ne yapacaksın? Bir şey yapmayacak mısın? İnat ve ısrar daha iyi gelir bana hep. Doğru bildiğinde inat etmek ve vazgeçmemek."

"Sarılmak, ' Biliyorum," demekti. Bende tıpkı senin gibi acı çekiyorum."

"Geçsin gitsin bugünler, hepimiz bugünleri hiç bilmek zorunda kalmayacak güzel çocuklar doğuralım istiyorum."

19 Mart 2017 Pazar

Rüzgarın Şarkısı-Daniel Steel



 Hani bazı yazarlara nedensizce uzak dururuz. Kitabını almayız,eğer kitaplığımızda varsa da pek elimiz gitmez okumaya. Benim için de Daniel Steel bu birkaç yazarımdan biriydi. Hiç sebep yokken tercih etmedim okumayı şu zamana kadar. Blog buluşmasında Novella Yayınları'nın buluşmaya Steel kitaplarından hediye ettiğini görünce de pek sevinememiştim;itiraf ediyorum.

Ama hiç okumam herhalde ben bunu dememe rağmen aldım elime. Arka kapağına falan bakarken bir baktım ki okumaya başlamışım.  İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü son zamanlarda en keyif aldığım kitap oldu. 

Kitap Alex ve Nick adlı iki at sevdalısı arkadaşın dostluğu üzerine kurulu. Almanya'da geçiyor hikaye. Eşlerini kaybetmiş bu iki arkadaş evlatları ile hayatlarına sorunsuz devam etmekte. Ta ki Nick öldüğü sandığı annesinin hala yaşıyor olduğunu ve Yahudi olduğunu öğrenmesine kadar. Çünkü dönem Almanya'da Hitler dönemi ve Aslında hristiyan olmasına rağmen annesi Yahudi olduğundan Nick zorunlu bir şekilde Amerika'ya göç ediyor. Dostu Alex'in verdiği atlarla bir sirke katılıyor. Hayatını iki oğlu ile Amerika'da bir sirkte devam ettiriyor. Ama Alex ile olan bağı,iletişimi hiç kopmuyor. 

Kitap tam 76 yıllık bir dönemi anlatıyor. Bu öyle bir dostluk ki torunlarına, torunlarının çocuklarına kadar bir şekilde sürüyor. Daha önce hiç bu kadar uzun bir zaman diliminde geçen kitap okuduğumu hatırlamıyorum. 

Kitabı gerçekten çok sevdim. Sonunda epey ağladım hatta. 

Yalnız sevmediğim birşey vardı ki o da kitabın adı. Keşke kitap orijinal adı ile kalsaymış. Kitabın adi Pegasus orjinalinde. Hayatlarını kurtaran,sirkin göz bebeği atın adı. Şahsen öyle olmasını çok isterdim. Yayın evinin haklı bir gerekçesi vardır muhtemelen ama hıhhh bu isim hiç olmamış. 

Bundan sonra Daniel Steel'e daha bir sıcak bakacağım kesin. Dostluğa dair bir kitap okumak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim. Hem sadece duygusal değil aynı zamanda döneminin tarihi de güzel işlenmişti. Hitler Almanyasının mantığa ve insanlığa zerre sığmayan tutumu, daha önce hiçbir fikrimin olmadığını farkettiğim sirk hayatı,atlarla ilgili bilgilere bolca yer verilmiş. 

2 Mart 2017 Perşembe

Su'yun Gölgesi- Özgür Turan



Yine bir Yitik Ülke kitabı. 
Yılbaşında şartsız, kuralsız bir şekilde çekiliş yapılmış ve talihlilerden biri de ben olmuştum. 
Beş tane süpriz kitabıma kavuşunca pek sevindim. 
Bu konularda pek şansım olmadığını düşününce haksız sayılmam. 

Su'yun Gölgesi'de bu hediye kitaplarımdan biriydi. 
Su ne güzlel bir isimdir. Çok severim. Bu kitapta da baş kahramanımızın adı Su idi. Açıkcası kitabın isminden özel ad olarak kullanıldığını anlamamıştım kesme işareti olmasına rağmen. Görünce şaşırdım nedense..

Su kızımız evli. Mutlu olduğunu düşündüğü bir evliliği  var. Ancak iş için gittiği Londra'da gönlünü başka birisine kaptırıyor. Aslında ne istediğini,kendi gerçekliğini sorguluyor. 

Su'yun evliliğindeki çalkantı,annesiyle olan karmaşık ilişkisi, psikolog olan ama kendine hayrı olmayan en yakın arkadaşıyla paylaşımları hikayenin konusu. 

Kitap akıcı. Kalın da olmadığından bir oturuşta okunabilecek cinsten.Kafa dağıtmak belki de biraz evliliği sorgulamak için okunabilir;)

26 Şubat 2017 Pazar

Atlantis-Gerhart Hauptmann




Altın Bilek yayınlarının bu kitabını ismine bakıp seçmiştim konusunu bilmeden. Atlantis'i anlatacağını düşünüp oldukça da heyecanlanmıştım. Ancak Titanik'in hazin sonuna paralel bir konusu var.  

Avrupa'dan yola çıkan döneminin mühendislik harikalarından olan transatlantik gemisi Roland'ın Amerika'ya yolculuğunu konu ediniyor. Bunu da bakteriyolog bir doktorun gözünden anlatıyor. Doktorumuz herşeyini geride bırakıp abi bir kararla Roland'ın yolcusu oluyor. 

Amerika'ya varamayan geminin hüzünlü sonu,gemiden sağ kurtulanların New York'ta başına gelenlerle devam ediyor kitap. 

Döneminin sınıfsal ayrımını ve cinsiyetçi yaklaşımını gayet güzel işlemiş yazar. Zaten Nobel ödüllü bir yazarmış Hauptmann. Bunu da öğrenmiş oldum. 

Ancak kitabı çok zor bitirdim. Son zamanlarda en uzun zamanda okuduğum kitap oldu. Sonlara doğru ivme kazansa da genel olarak yorucu bir kitaptı benim için. 


17 Şubat 2017 Cuma

#birfidandik





Üniversitede biyoloji okudum.
Son sınıfı ise ağırlıklı botanik okuyarak geçirdim. 
Hal böyle olunca önemli bir konu olan fidan dikmek ya da bağışında bulunmak çok hassas olduğum bir konu. Yağız'ın doğum gününde de hiç kutlama yapmadan tüm harcamayla ağaç dikmeyi çok istemiştim ama yeni nesil anne akımına uyup ilk doğum gününü yapmaktan vazgeçemedim. 🙈
Ama aklımın bir köşesine de bu fikri mutlaka gerçekleştirmeyi not ettim. 

Ben böyle vicdan yaparken bu fikrimi bilen eşim tam da Yağız'ın doğum gününde fidan bağışlamış Yağız adına. Çok şaşırdım. Çok sevindim. Ama itiraf ediyorum hiç beklemiyordum :D 

Bir yerlerde Yağızla beraber büyüyecek fidanların olduğu fikri beni gururlandırıyor. 

İster TEMA, ister ÇEKÜL isterseniz avm lerde stant kurup fidan toplayan arkadaşlara bağışta bulunabilirsiniz. Ya da bizzat kendiniz ekip hayata bir güzellik katabilirsiniz. Eminim iyi hissettirecektir. 

Nice fidanlara,
ağaçlara,
ormanlara...

;)

15 Şubat 2017 Çarşamba

Masal Parti Evi&Organizasyon



*Çıkarsız bir tavsiye postudur. Bolca memnuniyet içerir;)

26 Ocak'ta 1 yaşına girdi Yağız. Hafta içine denk gelmesi sebebi ile pazar gününde karar kıldık kutlamayı. Aslında başından beri evde olsun istiyordum. Hem daha samimi hem de ne gerek var yer tutmaya diye düşünüyordum. 
Davet edeceğimiz kişi sayısı ilk doğum günü olduğu için (yakın akrabalarımızdan eleme yapamadığımızdan)  yaklaşık 40 kişi oldu. Bu sebeple aklımızın bir köşesinde ev fikrini korusakta evimize yakın küçük şirin bir yer bakındık. Sonra İstanbul/Haznedar da yaklaşık 4ay önce  açılmış tam da istediğim gibi şirin bir yere denk geldik. Burayı tutmam da açıkçası en büyük etken sahibesi Hilal Hanım oldu. Kendisinin müthiş enerjisi ile bir baktım mekanı tutmuşuz:) 
Doğru bir karar verdiğimi sonrasında çok iyi anladım. Çünkü biz sadece mekanı kiraladık. Organizasyonda geri kalan herşeyi biz sağlayacaktık. Buna rağmen tüm süsleme,yerleştirme vs. İşlerde bizzat Hilal hanım yardımcı oldu. Hatta o yaptı, biz ona yardım etmiş gibi olduk :)

Doğum günümüzde de gayet ilgili ve her türlü ihtiyacımıza yardım ettiler ortağı Serap Hanım la. 

Kutlama esnasında fotoğraflarımızı da bizzat Hilal hanım çekti ve bize fotoğrafları verdi. Bu hizmetten haberim bile yoktu. Sağolsun. 

Biz sadece mekanı kiralamış olsakta birçok alternatifli menüleri mevcut. O civarlarda iseniz, herhangi bir etkinlik için şirin,güzel bir yer arıyorsanız bence mutlaka bir uğrayın derim. Ayrıca şu sıralar yine aynı semtte daha geniş bir yere transfer oldular. Aşağıdaki fotoda yeni mekanlarından.  


 
Keşke bizim doğum günümüz burada olsaydı demedim değil görünce. Ama nasip değilmiş:)

Mekanda çocuklar için oyun alanı da mevcut ve etkinlikte Sınırsız çay sağlıyorlar. Daha ne olsun:)


13 Şubat 2017 Pazartesi

Yağız 1 Yaşında !

Biraz gecikmeli bir yazı olacak. Çünkü minik adamın peşinde koşmaktan buralara uğrayamaz oldum. 26 Ocak doğumlu Yağız ama ancak bugün yazıyorum. Yine de böyle özel günleri  geçte olsa kaydetmek istiyorum ki dönüp bakabileyim...


1 yaş Doğum günü kimine göre gereksiz bir kutlama. Bebeğin fazlaca birşey anlamadığı düşünülürse haksız oldukları söylenemez. Ama ben hem bir uğraşımın(organizasyon ayrıntıları hayli kafa yoruyor,ücretsiz izinde olduğum içinde vaktim bol)olmasını sevdiğimden,hem de zorlu geçen bir yılı kutlamanın iyi gelebileceğini düşündüğümden kutlamak istedim. İyi ki de yapmışım. Çünkü bana iyi geldi. Ben bana iyi gelen şeyleri yapmayı seviyorum. 

Başka bir postta bahsetmeyi düşündüğüm İstanbul/Haznedardaki Masal Parti Evi'nde yaptık Doğum gününü. Mekanı sadece kiraladık. Süsleme,hediyelik ve ikramlıklar bize aitti. Yani bana :) 


 
Ne yapsam,bir tema seçmeli miyim diye çok düşündüm. Hediye dağıtmalı mıyım diye de mesela..Aslında ben artık kokulu taş,magnet vb. şeylerin hatıra olarak verilmesini pek istemediğimden "kitap en güzel hediyedir"sloganıyla kitap dağıtmaya karar verdim. Belki birilerinin okumasına vesile olmuş oluruz diye de bu fikri çok sevdim. Küçük prens karakterini hep çok sevimli bulduğumdan tercihimi bu yönde yaptım. Kitabı okudum,sevdim de ama bazı fanatikleri gibi değilim. Bu konuda aşırı bağımlılar gördüm ondan diyorum ;)




Bu temaya karar verince gözüktü yine Eminönü yolları bize. Süslemeleri aldım. Bir internet sitesinden afiş,banner,kitap ayracı tasarımını yapıp sipariş verdim. Peçete,su şişesi,mısır kartonlarının üzerinde sticker gibi detayları sevmiyorum. Bu yüzden kendimce gereksiz şeyleri yaptırmadım. 
Sonra D&R dan kitapları sipariş ettim ve gerekli ekipmanı tamamlamış oldum. 

 
Hep sarı papyon ve askısı olsun istemiştim onu da internetten bulabildim ve tam istediğim gibi oldu :) Keçeden de kendim taç kesip silikonla yapıştırınca Yağız'ın kıyafeti tamamlandı. 

Pasta,muffin ve kurabiyeleri kitaptaki karakterlere uygun yapmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü tamamı bana ve yakın arkadaşıma ait. Şeker hamuru süsleme kısımları ise tamamıyla benim eserim :)



 Doğum gününe gelince sohbet eşliğinde başladı,fotoğraflar çekildi. Sonra güzel dilekler dileyip pastayı kestik. Arkasından Yağız'ın favorisi "mini mini bir kuş donmuştu" şarkısı ile dans edip ikramlara gömüldük. Tamamen kendiliğinden gelişti herşey ve gerçekten keyifli idi. Doğum günü olsun da fotoğraf çekilip bir yerlere koyalım diye değil,gerçekten sohbet eşliğinde samimi bir gündü. Ben zaten konuşmayı çok çok sevdiğimden tüm misafirlerimle ilgilendim :)
Yağız da özgürce (artık yürüyor) oyun parkında top havuzunda vakit geçirip eğlendi. En önemlisi onun sıkılmamasıydı. Zaten Yağız her zaman kalabalığı sever,kalabalıkta dans edip coşturur. Bu yüzden zorlanmadım.




 

İyi ki yapmışım. Bana iyi geldi. Zaten balonlar,süslemeler bana hep iyi gelir:) 

*Doğum günü karşıtı olanlara saygım sonsuz. Ben böyle uygun gördüm. Böyle yaptım. Çok keyif aldım. 

**Özellikle uyumlu giyinelim gibi bir tercihin olmadı. Bendeniz gayet kilolu olduğumdan bulduğum ilk büyük beden mağazasına attım kendimi. Şansıma arasam asla bulamayacağım bu mavinin tonundaki gömleğe rast geldim. Hala şaşkınım. Buradan tüm şişmanlara selam olsun yeri gelmişken ;D

***Kendime not:afişte 77 cm yazsa da 79 cm olmuş Yağız. Son zamanlarda DR. Kontrolü olmadığı için ölçümü yanlış yapmışsın Nuran! Çok önemli bilgi! :D

****Mekanla ilgili ayrıntılı bir post yazağım. Belki Güngören,Haznedar,Bahçelievler civarlarında yaşayanlara fikir olur. 

;)

4 Ocak 2017 Çarşamba

Çıkış Yok-Osman Aysu



 

Yepyeni, tertemiz bir yıl diyerek güzel bir giriş yapmayı ne kadar da isterdim. Ancak ülkemizden gitmek bilmeyen kara bulutlar hergün daha da kararıyor. Ne zaman güneş doğacak ya da doğacak mı? Bilmiyorum. Hiç ışık göremiyorum:( Ve de beni ben yapan umudumu asla yitirmek istemiyorum. Birde Yağız'a baktıkça daha da üzülüyorum. Gelecekte bizi neler bekliyor acaba diye...

Tüm karamsarlıkların yanında iyi gelen şeyler ise Yağız ve kitaplarım. Her an kitabıma kavuşmayı bekleyerek geçiriyorum son zamanlarda vaktimi. Kafayı kırmamak için en güzeli kitaba kaptırmak kendimi...

Bu sebeple yılın ilk kitabını bitirdim. Ephesus Yayınları Blogger buluşmasında hediye edeceği kitap seçimini bizlere bırakmıştı. Bende daha önceden iki kitabını okuduğum Osman Aysu'nun çıkan yeni kitabını görünce seçimimi bu yönde yapmıştım. 

Yazar,genelde polisiye yazıyor. Epeydir bu türde okumadığım için merakla kitaba başladım. Kapakta gerilim olduğu yazsa da ben uzunca bir süre beklememe rağmen pek rastlayamadım. 442 sayfa boyunca çıta bir yerde yükselir diye bekledim durdum ama olmadı. Beklentimin oldukça altında çıktı. Maalesef yeni yılın ilk kitabı biraz hüsranla sonuçlandı. Umarım bundan sonraki okumalar daha keyifli geçer.
 
"Demek aşk denen şey böyle bir fırtınaydı. İnsanın benliğini sarıp sarmalayan , iradesini tüketen , hattın bütün eksenini aynı noktada odaklayan bir kendinden geçiş hali ."

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...