21 Mayıs 2017 Pazar

İstanbul Akvaryum,Crowne Plaza Anneler Günü Blogger Etkinliği






Pazar günü sevgili Yasemin'in daveti ile #engüzelannelergünüistanbulakvaryumda etkinliğinde idim. Bu yıl ikinci kez anneler günü (Tam netleşmemişti ama ben hissediyordum gebeliğimin başları da anneler gününe denk geliyordu. Onu da sayarsam 3.😄) yaşamış oluyorum.
Annelik gerçekten güzelliği kadar zor, mükemmelliği kadar sorumluluk yüklü. Geçmişte olsa tüm annelerin günü kutlu olsun. 

Bu güzel güne Florya'da denize sıfır konumlu Crowne Plaza otelde brunch ile başladık. Menüleri gayet çeşitli ve lezzetli idi. Çokta ilgili bir kadroları vardı. Yanımızda çocuklar olduğu için hem anlayış,hem de ilgi gerçekten önemli idi. 
Manzarası ise denize sıfır konumda olması sebebi ile çok güzeldi. Özel gün davetleri için şık bir seçenek. 

Brunch sonrası fırsat bulupta bir türlü gidemediğim İstanbul Akvaryum'a geçtik. Zaten Crowne Plaza ile yan yanalar.
İstanbul Akvaryum Dünyanın en büyük Tematik akvaryumu olma özelliği taşıyor. 17.000 kara ve deniz canlısı barındırıyor. 17 farklı temalı alanı birde biz içindeyken hafif yağmura denk geldiğimiz Amazon ormanı canlandırması mevcut.
Yağız bu tip gezilerde balıklara çok ilgi duyuyor. Yakalamaya çalışıp epey bir eğleniyor. Birşey anlamaz diye düşünmüyorum. Çünkü keyif aldığı belli oluyor. 

Fotoğraflar ortamın loşluğundan biraz karanlık çıktı ancak içerisi gerçekten müthiş. Devasa akvaryumlarda binlerce balık türü.  Köpek balıkları ve kutup penguenleri özellikle ilgi çekici. Hele o paytak yürüyen penguenlerin hızlı yüzüşleri. Çok şirin hayvanlar. 

İstanbul Akvaryum kesinlikle bir daha gidip daha uzun vakit geçirmek istediğim bir yer oldu. Sindire sindire tüm etiketleri okuyarak gezmezsem içime sinmiyor:)

Gezi sonu bizler için bu paketi hazırlayan İstanbul Akvaryum ekibine çok teşekkür ederim. En çok ilgimi çeken penguen 🐧 ve köpek balığı oyuncakları artık Yağız'ın oyuncakları arasına girdi. 

Akvaryumun sonunda şu ana kadar gördüğüm en büyük hediyelik eşya dükkanı yer alıyor. Çeşit o kadar çok ki seçmek için zorlanabilirsiniz. Sitelerinde de satışları mevcut oradan da temin edebilirsiniz. 

Bu geziye katılmamı sağlayan Yasemin'e ve diğer tüm arkadaşlara sohbet için teşekkür ederim. Keyifli bir anneler günü idi. 


 https://www.istanbulakvaryum.com/tr

7 Mayıs 2017 Pazar

Huzursuzluk-Zülfü Livaneli


Kitabı bitirip kapağını kapattığımda yüreğim sıkıştı. Aslında çok yakınımızda; Ortadoğu'da olup bitenleri bildiğimiz halde tüm çıplaklığıyla okumak ağır geldi. Gelsin de zaten.Savaş hep zor ama çocuklara ve kadınlara başka türlü zor. Bu tür romanlardan sonra günlerce düşündüğüm şu olurdu. (Olurdu diyorum çünkü artık hep bunları düşünüyorum. Çıkmıyor aklımdan. Sanırım bunda anne olmamın etkisi büyük. Dünyada kendinden başka sorumlu olduğun biri daha var artık ve bu bazen çok düşündürücü)
Neden kötülüğü seçiyor bazı insanlar? İyi olmak,barışı istemek çok zor değil hem de keyifli iken neden birileri canice hisler duyuyor ve savaş peşinde? 

Huzursuzluk tam da adına yaraşır biçimde huzursuz ediyor. Hele bazı sahneler var ki yürek sızlatıyor. Keşke sadece kurgu olsa, herhangi bir coğrafyada yaşanmıyor olsa tüm bunlar dedirtiyor. 

IŞİD zulmünü yaşamış Ezidi kızı Meleknaz ile Mardinli Hüseyin'i anlatıyor kitap. Hüseyin'in çocukluk arkadaşı gazeteci İbrahim İstanbul'dan Mardin'e  bu ikilinin izini sürmek için gidiyor ve kendini mistik duygular içinde buluyor.

Okuyunca kendileri hakkında fikir sahibi olmadığımı farkettiğim Ezidiler ile ilgili epey bilgi edindim. Ve bir kere daha çok renkli,çok uluslu Mardin'e gitme hissi besledim. Umarım Birgün yolumuz o taraflara düşer. 

Kitap bir solukta okunacak cinsten. Ben tabi ki bir solukta okuyamadım evdeki bebe yüzünden ama yine de hızlı bitti. Daha uzun olsa da severek okurdum. Tokat gibi gerçeklerle bir kere daha yüzleştim. Bu tip kitapları sevenlere mutlaka tavsiye ederim. 


"Bu dünya bir penceredir. Her gelen baktı geçti."

"Ben bir insandım!"

"Merhamet de zulmün bir parçası..merhamet zulmün merhemi olamaz. "

"Coğrafya kaderdir. "

2 Nisan 2017 Pazar

Ağrı'nın Derinliği-Ece Temelkuran



 

Bu yıl ki TÜYAP kitap fuarından aldım "Ağrı'nın Derinliği" kitabını. Daha önceden iki kere Ece Temelkuran okumuş,sevmiştim. Can yayınlarında da güzel bir indirimi görünce bir kitabını daha okuyayım diyerek aldım bu kitabı. Öyle çokta incelememiştim alırken. Hatta şöyle bir göz ucuyla baktığım için Türk-Ermeni iki gencin aşkı anlatılıyor falan sanıyordum. O derece yani:) 

Bazen böyle olması daha iyi oluyor. Ön yargısız, sürpriz bir şekilde okumuş oluyorum. Bu kitap tam da süpriz oldu benim için. 

Kitap Türk-Ermeni ilişkisini,1915 olaylarının ekseninde işliyor. Ülkemizde konuşulması,yazılması hayli dikkat isteyen bu konuda  yazar Ece Temelkuran önce Paris'e giderek oradaki Ermenilerle temas kurup röportajlar yapıyor. Daha sonrada Amerikaya giderek röportajlara devam ediyor. Avrupa ve Amerika'daki diasporaların olaya nasıl baktığını,Avrupa olaya daha duygusal yaklaşırken,Amerika'nın daha maddiyatçı bir tutum sergilediğini gözlemliyor. Birde kendi iç sesi ile düşündükleri,hesaplaştıkları var ki o kısımlar epey düşündürücü. Aşağıda da bolca alıntı yaptım bu sebeple. 

Konu hakkında herkesin kendine özgü bir fikri elbet vardır. Ancak kitabı okumak iyi geldi bana. Değişik bir sürü şey öğrendim. Mesela Ağrı dağının-Ermenilerin deyimiyle Ararat'ın-onlar için önemini hiç bilmiyordum. Uzak ülkelerde Yozgattan,Bitlis'ten mesela bu kadar  özlemle bahsedildiğini de..
Birde ilk 35 sayfasını keşke herkes okusa dedim. Keşke hepimiz kitapta da dendiği gibi Dünyalı olsak. Empati duygumuzun sınırlarını zorlasak.

Bu konu hakkında birşeyler okumak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim. Kitaptaki fotoğraflardaki röportaj yapılan kişilere yer verilmesi de ayrı bir hoşluktu. 


"Hikayeleri insanlar yazar. Ama sonra hikayeler dönüp insanları yazar yeniden. "

"Bebekler olarak doğmuştuk oysa ikimiz de. Nasıl kurdular bizi,düşünsene, anlattıkları hikayelerle. Ne senin ölümle ilgin vardı,ne benim yalanla."

"..üç tarafı denizle,beş tarafı kederle çevrilidir bu toprağın. "

"İnsanların haritalar üzerinden fazlaca sinirlendiklerini düşünmüşümdür hep. Üstelik çoğu kez de haritalarda gösterilen yerlere hiç gitmemiş, oralardaki insanların nasıl yaşadığını hiç görmemiş olmalarına rağmen. "

"Aslında ağlamamak için öfkelenir insanlar. Öfke, acıyı dik durarak yaşamanın yoludur. "

"Hepimiz dünyalı olsak keşke."

"Küçükhanım,Ararat sizin için bir yükseklik meselesidir. Bizim içinse bir derinlik meselesi !"

"Hafıza kesinlikle tek kişilik bir şey değildir. Seninle birlikte hatırlamazsa bir başkası,senin hatırladığın aslında yoktur, olmamıştır, yok olur. "



 


 
"En iyi bu topraklar bilmez mi öldürenin öldürdüğünü ömrünce sırtında taşıyacağını?"

"Hepimiz hikayelerini eksik ya da fazla anlatan hayaletlerin çocuklarıydık yalnızca."

"İnsanlar konuşabilse keşke...Ne bağırsalar, ne sussalar. .."

"...umut,hiç doğru bir sözcük gibi gelmemiştir kulağıma. Kaygan bir sözcük. Bel bağladığında insanı yarı yolda bırakacak bir sözcük. Çünkü umut olmadığında ne yapacaksın? Bir şey yapmayacak mısın? İnat ve ısrar daha iyi gelir bana hep. Doğru bildiğinde inat etmek ve vazgeçmemek."

"Sarılmak, ' Biliyorum," demekti. Bende tıpkı senin gibi acı çekiyorum."

"Geçsin gitsin bugünler, hepimiz bugünleri hiç bilmek zorunda kalmayacak güzel çocuklar doğuralım istiyorum."

19 Mart 2017 Pazar

Rüzgarın Şarkısı-Daniel Steel



 Hani bazı yazarlara nedensizce uzak dururuz. Kitabını almayız,eğer kitaplığımızda varsa da pek elimiz gitmez okumaya. Benim için de Daniel Steel bu birkaç yazarımdan biriydi. Hiç sebep yokken tercih etmedim okumayı şu zamana kadar. Blog buluşmasında Novella Yayınları'nın buluşmaya Steel kitaplarından hediye ettiğini görünce de pek sevinememiştim;itiraf ediyorum.

Ama hiç okumam herhalde ben bunu dememe rağmen aldım elime. Arka kapağına falan bakarken bir baktım ki okumaya başlamışım.  İyi ki de öyle yapmışım. Çünkü son zamanlarda en keyif aldığım kitap oldu. 

Kitap Alex ve Nick adlı iki at sevdalısı arkadaşın dostluğu üzerine kurulu. Almanya'da geçiyor hikaye. Eşlerini kaybetmiş bu iki arkadaş evlatları ile hayatlarına sorunsuz devam etmekte. Ta ki Nick öldüğü sandığı annesinin hala yaşıyor olduğunu ve Yahudi olduğunu öğrenmesine kadar. Çünkü dönem Almanya'da Hitler dönemi ve Aslında hristiyan olmasına rağmen annesi Yahudi olduğundan Nick zorunlu bir şekilde Amerika'ya göç ediyor. Dostu Alex'in verdiği atlarla bir sirke katılıyor. Hayatını iki oğlu ile Amerika'da bir sirkte devam ettiriyor. Ama Alex ile olan bağı,iletişimi hiç kopmuyor. 

Kitap tam 76 yıllık bir dönemi anlatıyor. Bu öyle bir dostluk ki torunlarına, torunlarının çocuklarına kadar bir şekilde sürüyor. Daha önce hiç bu kadar uzun bir zaman diliminde geçen kitap okuduğumu hatırlamıyorum. 

Kitabı gerçekten çok sevdim. Sonunda epey ağladım hatta. 

Yalnız sevmediğim birşey vardı ki o da kitabın adı. Keşke kitap orijinal adı ile kalsaymış. Kitabın adi Pegasus orjinalinde. Hayatlarını kurtaran,sirkin göz bebeği atın adı. Şahsen öyle olmasını çok isterdim. Yayın evinin haklı bir gerekçesi vardır muhtemelen ama hıhhh bu isim hiç olmamış. 

Bundan sonra Daniel Steel'e daha bir sıcak bakacağım kesin. Dostluğa dair bir kitap okumak isterseniz kesinlikle tavsiye ederim. Hem sadece duygusal değil aynı zamanda döneminin tarihi de güzel işlenmişti. Hitler Almanyasının mantığa ve insanlığa zerre sığmayan tutumu, daha önce hiçbir fikrimin olmadığını farkettiğim sirk hayatı,atlarla ilgili bilgilere bolca yer verilmiş. 

2 Mart 2017 Perşembe

Su'yun Gölgesi- Özgür Turan



Yine bir Yitik Ülke kitabı. 
Yılbaşında şartsız, kuralsız bir şekilde çekiliş yapılmış ve talihlilerden biri de ben olmuştum. 
Beş tane süpriz kitabıma kavuşunca pek sevindim. 
Bu konularda pek şansım olmadığını düşününce haksız sayılmam. 

Su'yun Gölgesi'de bu hediye kitaplarımdan biriydi. 
Su ne güzlel bir isimdir. Çok severim. Bu kitapta da baş kahramanımızın adı Su idi. Açıkcası kitabın isminden özel ad olarak kullanıldığını anlamamıştım kesme işareti olmasına rağmen. Görünce şaşırdım nedense..

Su kızımız evli. Mutlu olduğunu düşündüğü bir evliliği  var. Ancak iş için gittiği Londra'da gönlünü başka birisine kaptırıyor. Aslında ne istediğini,kendi gerçekliğini sorguluyor. 

Su'yun evliliğindeki çalkantı,annesiyle olan karmaşık ilişkisi, psikolog olan ama kendine hayrı olmayan en yakın arkadaşıyla paylaşımları hikayenin konusu. 

Kitap akıcı. Kalın da olmadığından bir oturuşta okunabilecek cinsten.Kafa dağıtmak belki de biraz evliliği sorgulamak için okunabilir;)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...