26 Ocak 2015 Pazartesi

%100 Tam Buğday Ada Ekmeği&Alishiro






Sonunda bende Bozcaada'dan gelen Ada Ekmeğime kavuştum!

2014! şubat ayında siparişimi vermiş ve uslu uslu beklemeye koyulmuştum bu güzellikleri...
Siparişi gelenlerin fotolarını görünce de sabır deyip beklemeye devam ettim.

Epey zaman geçti ne ses ne seda çıkmayınca Ali Beye mail attım.
O da sağ olsun gözden kaçmış olabileceğini belirtti ama yine benim ekmekler gelmedi:)

Ben son bir umut yeniden mail atınca gayet ilgili bir şekilde göndereceklerini söylediler ve fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere 2 gün içinde ekmeklerime kavuştum.

Benim siparişlerim tam buğday ve cevizli tam buğdaydı.
Ekşi mayalı ekmek zaten seven ve tüketen biriyim.Bulduğum köy pazarlarından,gittiğim yerlerden mutlaka alırım.

Ada ekmeği; %100 tam buğday unu ya da %100 çavdardan,uzun fermantasyon işlemine tabii tutularak,ekşi maya ile yapılıyor.Merak edenlere sosyal medya hesaplarından fotoları takip etmesini öneririm.Zira Ali bey işine öyle aşık ,öyle bir ekmeği ile konuşarak yazıyor ki insan merak ediyor bu sanat eserlerini:)

Benim en sevdiğim özelliği ise kalın kabuklu ve mis kokusu oldu.Epey bir kokladım:)

Uzun bir zaman diliminde  yapıldığından ve de seri üretim olmadığından siparişler öyle pat diye gelmiyor.
Takip ettiğim kadarı ile genelde 3-4 hafta içinde ulaşıyor siparişler.(ben istisnai vakayım^-^)


Sosyal medyada Ada Ekmeği&Alishiro adresleri:

İNSTAGRAM
FACEBOOK
BLOG

NOT:Ücret, ekmekler size ulaşmadan alınmıyor.

22 Ocak 2015 Perşembe

Kitap Evi-Enis Batur





İnstagramda bolca gördüğüm bu romanı önce alınacaklar listeme eklemiş,kitap fuarında da görünce hemen almıştım. 

Kitap 132 sayfa ve bu nedenle iki-üç saatte bitiyor. Ben bir nöbet süresinde hastalardan arta kalan zamanlarımda okuyarak bitirdim. 

Kitapseverlerin beğeneceğini düşünüyorum kitabı. Dili biraz ağır ama merak içinde okunduğundan hızlı gidiyor. 

Kahramanımız bir yazar ve kendisine hayli ilginç bir miras kalıyor:Kitap Evi. 
Daha ilginci ise kimden kaldığını hiçbir zaman öğrenemeyecek olması koşulu. 

Tüm kitapseverlerin kendilerine göre takıntıları,bolca kitap alma eğilimleri,kütüphane kültürleri,her kütüphanede yaşanılan hisler bolca işlenmiş.
Bir okuyucu olarak benimde kendime göre takıntılarım tabi ki var.Çoğumuzun da öyle olduğunu düşünüyorum:)

Bana göre kitabın en önemli sıkıntısı kısa tutulup birçok şeyin havada kalmış olması. Sonu beni maalesef pek tatmin etmedi. 

"Konuşursanız geridönüşü yoktur, susarsanız öyle değil:Dilediğiniz an giz kilidini açmak,açılmıyorsa kırmak sonuçta size kalmıştır. "

"Beklemenin,insanın ruhunda yarattığı besleyici hareketi diri tutan bir boyutu olduğuna inanırım."

"Kitap mecnunu bir tür evrensel ademdir;hangi ırktan,budundan,dilden,
inanıştan,yeryüzünün hangi köşesinde olursa olsun standart tepkileri vardır,huyları birbirine benzer onların, davranış mekanizmalarını belirleyen neredeyse organik bünyelerinden tıpatıp aynı kararlar çıkar."

"Gerçek kitap tutkununun merakına ket vurma,önünde açılan küçük evrenin ortasına dalma isteğini erteleme olanağı yoktur. Sıra tanımaz bu tutku,sıraya koymayı bilmez. "

"Çemberin içine bir kez düşülmeye görsün,kısıtlı gelirine,dar olanaklarına bakmaz,ucundan köşesinden kişisel kitaplığını kurmaya yönelirdi kitap tutkunu. "

"İki kişi bir odada yaşamaya koyuldukları an aralarında iktidar ilişkisi başlar. Müzakerelere girişilir durmadan,ödünler değiş tokuş edilir,başka türlüsü görülmemiştir. "




20 Ocak 2015 Salı

Çi-Azra Kohen


Fi,kitabının devamı olan Çi'yi de hızlıca okudum-bitti.
Bir devam kitabı olduğundan karakterlerin hayatı kaldığı yerden işlenmiş .
Fi'de olduğu gibi yazar bu kitabın da sonunu tamamen üçüncü kitabı merak etmeye yönelik bir şekilde bitirmiş...İnsan kitabı beğenmese bile sırf ne oldu diye merak eder üçüncü kitabı.
Zateb kapakta da yazar "İyi bir hikaye asıl bittiğinde başlar."diyerek bunu gayet iyi belirtmiş.

Çi,Fi'den daha çok sosyal mesaj içerikli geldi bana.
Kahramanımız ünlü psikologun geçmişinde yaşadıklarına biraz değinse de hala ucu açık kaldı...
Bir psikologun yaşadığı ve sır gibi sakladığı kişilik bozukluğu ile hastalarını nasıl tedavi ettiği ilginç tabi..
Ayrıca tüm düzene karşı koymaya çalışan Darbe dergisinin sahibi Özge de hayli ilginç bir karakter. Çarkların nasıl döndüğünü,para gibi karşılığı olmayan bir nesnenin düzen içinde karşılık buldurulmaya çalışılmasını insan hayret ve de üzüntüyle okuyor..

Medyanın işleri nasılda çıkarına göre düzenlediği,kamuoyunu kendi çıkarları için manipüle etmelerini dehşetle okuyor insan.Bilmediğimiz şeyler değil tabi ki ama insan yine de öfkeleniyor okurken..

Bir sürü farklı karakter var kitaplarda.Bu nedenle  de birçok olaya,farklı kesimlerin hayatlarına değiniyor yazar.

Değişik,akıcı bir seri Fi-Çi.
Yakınlarda çıkacak olan Pi kitabını da merakla bekliyorum.
(Çok büyük beklenti içinde değilim,zira başlarken de bu seriye beklentimi az tutmuştum.)
Ancak karakterlere ne olduğunu görmek için okuyacağım tabi ki.

Ve ilk kitapta olduğu gibi altı çizilen bolca satır vardı...


Gidecek başka bir yeri olmayan, kimsesi olmayan biri hatıralarından başka nereye gidebilirdi ki?

Asıl doğum, karakterin kendini fark etmesiyle başlar, rahimden çıkmakla değil. 

Okuduğun her kitap toplamda sadece 26 harfin kombinasyonundan oluşuyor,aynı etrafında gördüğün her şeyin aynı atomların bir araya gelmesiyle oluşması gibi ama her şey birbirinden ne kadar farklı değil mi? Bizi oluşturan aynı atom ve okuduğumuz yüzlerce değişik kitabı oluşturan 26 harf... Temelde biriz ama aynı değiliz,çünkü deneyimlediklerimiz farklı. 

Bir annenin memesiyle çocuğunu beslemesi gibi din de ruhu besler. Yani din bebeğe süt veren meme gibidir. Önemlidir,değerlidir. Ama çıkarıp yüzüme yüzüme sallarsan olmaz! O zaman,memesini çıkarıp yüzüme sallayan anne kılığına bürünmüş bir sapıktan farkın kalmaz. Yavrusunu besleyen annenin memesinin kutsallığı neyse,nasıl mahremse,bunu konuşmak bile insanı nasıl rahatsız ediyorsa din de mahremdir,kişiyle Yaradan arasındadır. 

Olmamız gereken şeye dönüşebilmek için küçük küçük darbelere ihtiyacımız vardır. Maalesef darbeler acıtır,büyürken acırsınız. Ama ancak acıyarak kendimizi bulduğumuzu kimse söylemez bize,belki de korkacağımızı sanırlar. Halbuki ruhumuz acıdıkça kabuğumuz soyulur. 

Büyüdükçe artık bedenimizin değil,ruhumuzun acıdığı şeyler yaşamaya başlarız. 

Acı hisseden kişiden bir şey doğar. İntikam ya da anlayış. Seçim bizim. Kendine acıyanlar intikamı seçerler ve sonunda intikamını almaya çalıştıkları şeye dönüşürler. Haksızlığa uğradığı için intikam peşinde koşan biri haksızlığa uğratır. Anlamayı seçenlerse olgunlaşırlar. 

Bir şey neden değelidir? Sen ona değer verdiğin için. Sahip olduğun her şeyi değersizleştiren sensin. 

Zamana tabi yaşayan bir varlık nasıl özgür olduğunu düşünebilirdi. Her saniye bir hücremiz son nefesini veriyor,evrenin siyahlığına ait oluyordu. 

Düşmanını gerçekten ancak anlayan biri ancak kendiyle yüzleşir,nefret edemezdi. Nedenlerini anladığınız bir şeyden nefret edilemezdi. 


Fİ YORUMUM İÇİN--->>>TIK TIK


11 Ocak 2015 Pazar

Cimri-Moliere/DT


alıntı
Şu sıralar Küçükçekmece Sahnesinde sergilenen Cimri'ye sonunda bilet bulabildim.
Bu sahneye ilk kez gittik.
Bundan sonra  konumu dolayısıyla tercih etmeye karar verdik.
Salon gayet geniş ve ferahtı.Bilet bulmak için avantajlı bir durum tabi ki bu
Birde diğer salonlara göre bilet daha ucuzdu,Bu da dikkatimi çekti.

Cimri,gelmiş geçmiş en meşhur oyunlardan olduğundan görmeyi çok istiyordum.
Tabi ki bilet almak için pusuda bekledim de gidebildik oyuna.

İyi ki de gitmişiz.Çünkü bayıldım!
Kostümler,dekor,oyuncular...

Ben tek kişilik oyunları oyuncu açısından her zaman takdir etsem de bazen  sıkılıyorum.
Hadi biri girsin artık diyorum içimden:)
Bu açıdan Cimri hayli doyurucu..
Birçok usta oyuncu birlikte rol almışlar bu oyunda.

Oyun, eğlenceli,düşündürücü tarzda..
Aşırı cimri olan babanın çocukları ile olan ilişkisi,para merkezli düşünce yapısı etrafında dönüyor.
Birde baba evlenmek isteyince iyice karışıyor vaziyetler..


alıntı

Gidiniz ,izleyiniz efendim.

5 Aralık 2014 Cuma

Golem ve Cin-Helene Wecker


Golem ve Cin;
severek takip ettiğim,bir İstanbul buluşmasında da bulunduğum Kitap Ağacı'nın Kasım ayı için seçtiği kitaptı.
Bu yıl ki Tüyap'ta Doğan kitabın yapmış olduğu 10tl indirimini görünce hemen aldım.
Ve kasım ayının sonlarına doğru da olsa bu güzel grupla beraber okumuş oldum.

Golem,Yahudi kültüründen geliyor(muş).Kilden yapılıyor,bazı özellikler veriliyor ve canlandırılıyor.
Bir sahibi oluyor ve onun zihninden geçenleri algıladığından her isteğini yerine getiriyor.
Hikayede de yalnız bir adamın isteği üzerine yapılan Golem, canlandırılıp kısa süre sonra sahipsiz kalınca kendini 1899'un New York'unda tek başına buluyor.

Başka bir tarafta da bin küsur yıldır bir ibrikte hapsolmuş Cin var.
Bir şekilde bin yıllık uykusundan uyanıyor ve o da New York'ta...

İnsan suretli ama insan olmayan bu iki varlığın yolları bir süre sonra kesişiyor..

Spoiler vermeden anlatmak zor bu kitabı.
O yüzden burada kesiyorum...

Bol,değişik karakterli  fantastik bir kitaptı.
Hatta ilk başlarda karakterleri akılda tutmakta zorlandım.
Çünkü birbirine paralel anlatılan hikayeler birleşene kadar akılda tutmak zor olabiliyor böyle kalın kitaplarda. Okurken yaşadığım tek sıkıntı buydu.
Bunun haricinde kitabı çok beğendim. Kalınlığı göz korkutmamalı
Hızlıca okunup biten bir kitap oldu benim için. 

Aşırı fantastik sever olmama rağmen hayli beğendim,gözümde canlandı tüm karakterler.
Belki sinemaya bile uyarlanabilir.Bence iyi de olur.





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...