5 Aralık 2014 Cuma

Golem ve Cin-Helene Wecker


Golem ve Cin;
severek takip ettiğim,bir İstanbul buluşmasında da bulunduğum Kitap Ağacı'nın Kasım ayı için seçtiği kitaptı.
Bu yıl ki Tüyap'ta Doğan kitabın yapmış olduğu 10tl indirimini görünce hemen aldım.
Ve kasım ayının sonlarına doğru da olsa bu güzel grupla beraber okumuş oldum.

Golem,Yahudi kültüründen geliyor(muş).Kilden yapılıyor,bazı özellikler veriliyor ve canlandırılıyor.
Bir sahibi oluyor ve onun zihninden geçenleri algıladığından her isteğini yerine getiriyor.
Hikayede de yalnız bir adamın isteği üzerine yapılan Golem, canlandırılıp kısa süre sonra sahipsiz kalınca kendini 1899'un New York'unda tek başına buluyor.

Başka bir tarafta da bin küsur yıldır bir ibrikte hapsolmuş Cin var.
Bir şekilde bin yıllık uykusundan uyanıyor ve o da New York'ta...

İnsan suretli ama insan olmayan bu iki varlığın yolları bir süre sonra kesişiyor..

Spoiler vermeden anlatmak zor bu kitabı.
O yüzden burada kesiyorum...

Bol,değişik karakterli  fantastik bir kitaptı.
Hatta ilk başlarda karakterleri akılda tutmakta zorlandım.
Çünkü birbirine paralel anlatılan hikayeler birleşene kadar akılda tutmak zor olabiliyor böyle kalın kitaplarda. Okurken yaşadığım tek sıkıntı buydu.
Bunun haricinde kitabı çok beğendim. Kalınlığı göz korkutmamalı
Hızlıca okunup biten bir kitap oldu benim için. 

Aşırı fantastik sever olmama rağmen hayli beğendim,gözümde canlandı tüm karakterler.
Belki sinemaya bile uyarlanabilir.Bence iyi de olur.





Fi-Azra Kohen



Fi, Kitap Kardeşliği grubunun (sosyal medya üzerinden her ay belirlenen bir kitabın okunduğu grup)  Aralık ayında okumak için seçtiği kitap olunca bende fazlaca merak edip Tüyap'tan almış olduğumdan hemen bu grupla beraber okumayı planladım.Aralık ayı girer girmez de başladım kitabıma.

Adını çokça sosyal medyada duyuran bu kitabı hem merak etmiş,hem de bu kadar popüler kitapları okumak riskli olduğundan şüphe ile yaklaşmıştım.Çünkü bir kitap ne kadar piyasada adından bahsedilirse büyüsü bozuluyor gibi geliyor.Herkes onunla ilgili paylaşımlarda bulunuyor,çoğunluk bayıldım-beğendim yazıyor.Böylece insanda beğenmeliyim baskısı oluşuyor..
Ayrıca yazarı Azra Hanım özellikle İnstagram üzerinde epey aktif.Kitabın resmini koyduğumda altına yorum bırakma nezaketini göstermiş kendisi.

Fi'ye gelirsek. Bir üçleme kitabının ilki.Devamı "Çi" ve "Pi". Çi şu anda raflarda ancak Pi sanırım şubatta çıkacakmış.
Kitap herşeye sahip olan ünlü bir psikologun saplantı derecesindeki aşkı üzerinden ilerliyor.
Bu arada kişisel gelişimle ilgili aralarda karakterlerin ağzından bilgiler veriliyor..
Fazlaca karakter var ve bunların bazıları bu kitabın sonunda havada kaldı.(Bilge,Göksel&Ada ...)
Bu nedenle Çi'yide okuyacağım en kısa zamanda.

Karakterlerin tamamı hayatın içinden,
güzellğini sorgulayan,zekasından kafasını uyuşturmaya çalışana kadar geniş yelpazede karakterler var.
Ayrıca bölüm sonlarında verdiği ipuçlarıyla karakterlerin geçmişi ve de geleceği daha da bir merak uyandırıyor kitap.Bence kitapta merak epey başarılı işlenmiş.

Akıcı,hızla okunan bir kitaptı.Ancak bittiğinde iddia ettiği kadar farkındalık ve köklü hissiyat yaratmadı bende.Belki beklentim büyüktü,bilemiyorum ama eğer duygusal olarak büyük beklentiler içinde okunmazsa severek okunabilecek,sürükleyici bir kitap.


Fi hiç ayraç kullanmadan okuduğum bir kitap oldu.Ayraç görevini bu sefer kalemlerim aldı.Zira altı çizilecek o kadar çok yer vardı ki..Bir kısmını buraya yazmak içinde epey uğraştım.Zaman geçince blogumdan dönüp çizdiğim yerleri okumayı seviyorum.Burada kalıcı oluyor.


"Sadece eksikliklerimizde eşitiz."

"Evet,bilincimiz gündelik yaşantının yapılması gerekenlerinin kuşatmasındaydı, her an bir şeylerin peşinden gidiyorduk,çalışmazsak değersizdik,hayatı anlamlandırmak için sürekli çalışıyor,çalışmadığımızda da  kendimizi uyuşturmak için diğerleriyle buluşuyor,sosyalleşiyor ve merakımızı her an diğerlerine vererek potansiyelimizi kurban ediyorduk."

"..çatlama cesaretini gösteren tohumların ancak filize dönüşebileceğinden bahsedip dururdu ve ancak bazı filizlerin de tohum veren ulu ağaçlara.."

"Doğruyu bilmek adına deneyimi feda etmek...Bilgi,korkak beyinlerde deneyimi öldüren bir zehir gibi yayılır,eğer sürekli bilgiye dayalı hareket etmeye önem verirsen asla özgürleşemezsin, özgürleşemezsen deneyimleyemezsin,deneyimleyemezsen değişemezsin,değişemezsen asla senleşemezsin.Ama bilgi sürekli değişir ve ancak deneyim seni güncelleyebilir."

"Özgürlük fazlaca abartılmış bir yanılsamadan başka bir şey değil aslında.Bir bedenin içinde var olan ve zamana tabi yaşayan bir yaratık nasıl özgür olabileceğini sanır ki ?!"

"Hayatta herkesin çok iyi yaptığı bir şey olduğuna inanıyorum.Tek bir şey. Her birimizin farklı konularda en iyi şekilde yapabildiği bu bir tek şey,aslında kimliğimizin merkezidir."

"Etrafındakilerinin cüceliğini kendi devliği sanan insanlar her yerdeydi."

"Hiç kimse ama hiç kimse,sizin üzerinizde ne hak iddia ederse etsin,size ne vermiş olursa olsun!Bu ilham bile olsa,ki ilham bir insan diğerine verebileceği en kutsal şeydir!Asla!! Ama asla!Kimsenin size kim olduğunuzu söylemesine ya da hatırlatmasına izin vermeyin.,dünya saçmalıklarla doldurulmuş güzel bir yer.Bir sürü saçmalığın arasında kendi gerçekliğinizi bulmak,gerekirse de yaratmak için buradasınız. Şimdi,hiç kimse olmamış olmanın verdiği hafifliği yaşayın,var olun! İleride etrafınızdaki insanlar sizden birsi olmanızı beklediklerini,sanki onlara borcunuz varmış gibi açıkça ifade etmeye başladıklarında seçiminizi iyi yaptığınızdan emin olun!Kendinizi seçin! Kendiniz olun!Ne pahasına olursa olsun."

Ün kişiyi uyuşturur,kendi gerçekliğinden uzaklaştırır,zaten doğallıyla yapabildiği bir şeye,sanki kendi üstünlüğünün mazeretiymiş gibi yaklaşmasına neden olur,böylece kendine yabancılaştırır,sonra hemen ardından,o ünü korumak için,kendine değil diğerlerine hoş geleni yapmaya çalışırsın,işte bu,kendi özgürlüğünü teslim edip kimliğinden vazgeçmendir...Diğerlerine ihtiyaç duyan bir budala asla kendisi olamaz.

"Aşka vurulan darbe,balta gibi inip ilişkiyi kesmez,tohum gibi ekilip zamanı geldiğinde ilişkinin tüm pürüzsüzlüğünü bozacak şekilde yırtıp çıkardı yüzeyi."

"Otobüsleri yoğunlukla kullanan insan kalabalıkları kadar köleleştirilmişlerdi ki durakta saatlerce beklemek onlar için artık yorucu işlerinden uzakta birazcık beklemek onlar için artık yorucu işlerinden uzakta birazcık dinlenmek,hayal kurabilmek için kendilerine ayırdıkları zaman anlamına gelir olmuştu."

"Yetersizlik hissi insana tuhaf şeyler yaptıran hatta tuhaf şeyleri ihtiyaç olarak algılatabilen bir histi."

"Yetenek öyle bir şey ki,eğer onu bir amaca yöneltmezsen kendini kurban etmek zorunda kalabilirsin.İçinde kimseye anlatamadığın bir ıstıraba döner.Her şey,yapabildiğini fark etmenle ve bunu diğerlerine de göstermek istemenle başlar.Sonra bir anda kendi yeteneğinin kurbanı olur,sadece onu göstermek için ona hizmet ederken bulabilirsin kendini..."

"İyi şeyler tesadüfen olmuyor.Vazgeçmediğin sürece iyi bir şey için şansın var demektir."

"Eğer doğanın içinde,teknolojimizi doğallıkla birleştirebiliyor olsaydık belki de çocuk felci diye bir hastalık bile olmayacaktı.Günümüzdeki hastalıklar deforme edilmiş doğanın sonuçları ya da biyolojik olarak geliştirilmiş insan yapımı denemeler.Yani doğal değiller."

"Gitmek istediğimiz yerden bizi uzaklaştıracak tepkiler verip,sonra da adaletsizliğe sığınmak tam insan göre."

"Burası,Dünya aslında tam da olması gerektiği şekilde dizayn edilmiş.Biz salaklarsa sürekli değiştirmeye,temizlemeye uğraşıyoruz.Bu bir insanın sürekli bağırsaklarını temiz tutmaya taktığı için lavman yaptıra yptıra  bağırsak kanseri olmasına benziyor.Bağırsak bok için dizayn edildi,yaşadığımız bu şeyse bizim için.Savaşmak yerine anlasak, sakinleşsek. Habire geleceği ya da geçmişi düşünmeden,geleceğe yatırım için savaşı, geçmişin kayıpları  için intikam naraları atmasak,sadece anı yaşasak..."

"Bir zekayı takdir edebilmek için zeki olmak gerekir.Bazen karşındakinin zekası aslında kendi zekanın aynasıdır."


2 Aralık 2014 Salı

Sevgili Hayat-Tiyatro



Bu sezon perdelerini açtığından beri sürekli takipteyim İstanbul Devlet Tiyatroları'nı. 
Ancak sınavlar,ev,iş derken içim sızlasa da gidememiştim hiçbir oyuna. 
Nihayet nöbet listelerimizi ayarladım ve Sevgili Hayat oyununa biletlerimizi aldım. 

Ne zaman tiyatroya gidecek olsam(k) bende o gün bir heyecan olur...
Yine bir heyecanla gittik kurulduk Taksim Küçük Sahnedeki koltuklarımıza.
Ancak çok üzülerek söylüyorum ki;iki kişiden oluşan bu oyunu hiç sevemedim ben. 

Oyunculuklara diyecek lafım yok!
Çünkü iki oyuncu da iyiydi ama konu çok sıkıcı geldi bana. 
Hatta ilk kez saate bakıp gitme hayalleri kurdum:(
Acaba nöbetten çıkıp gittim bu yüzden midir diye düşününce eşiminde aynı şekilde sıkıldığını gördüm.

Kısacası bu oyunu sevemedik biz,sezon açılışı pek iyi olmadı ama gideceğimiz diğer oyunlar daha keyifli olur umarım.

NOT:Salon aşırı aşırı soğuktu..Titreyerek izledik oyunu resmen.

29 Kasım 2014 Cumartesi

Unutursam Fısılda




Çok yorgun olmama rağmen ne zamandır gitmek istediğim bu filme dün bir başıma gittim.
Tek kişilik keyif arada lazım:)
Aldım mısırımı,kolamı kuruldum sinemanın rahat koltuğuna..

Bir kere filmi Çağan Irmak yapınca insan merak ediyor.
Bu sefer konusu nedir?Ağlatacak mı yine? vs.vs....

Çok öncelerde de yazdığım gibi Çağan Irmak filmlerini kesin ağlarım ben gözüyle izlemeye başladım.
Bunu kırmak için çabalıyorum ama yok izlerken aklım hep ağlamada...

Baştan söyleyeyim bu filmde ben ağlamadım.
Bir-iki yerde ciddi gözlerim doldu ama...

Film, birbirine zıt iki kız kardeşin aynı çocuktan hoşlanmasıyla başlıyor.
Ailemizin bir kızı örgü ören, duygusal bir hemşire.
Diğeri ise müziğe gönül vermiş,uçarı liseli kız kardeş.
İkisinin arasında küçüklükten beri süregelen sürtüşmeler 40 yıl sonra yüzleşmelerinde de devam etmekte.

Filmde bol bol şarkı var.
Bu şarkıların bestesini de Kenan Doğulu yapmış filme özel olarak..
Hepsi de güzeldi.

Mehmet Günsur her zamanki gibi hakkını vermiş rolünün.
Ne oynasa yakışıyor bu adama bence.
Ayrıca Işıl Yücesoy'un oyunculuğuna bayıldım.
Birde onun gençliğini oynayan oyuncuyu nasıl da benzetmişler.Bu kadar olur yani.
ALINTIDIR

Genel olarak beklentimin altında bir film oldu.
Sanırım bunda  fazla beklentili olmam etken.
Yoksa sıkılmadan,aralarda merakta ettiren bir filmdi.



17 Kasım 2014 Pazartesi

Peri Gazozu-Ercan Kesal


Peri Gazozu Tüyap Kitap Fuarı'ndan bu yıl aldığım kitaplar arasında ilk okuduğum kitap.
Epeydir merak ediyordum bu kitabı..
Ne kadar doğru bir seçim yaptığımı ise kitap bitince anladım.

Çok yorgun olmama rağmen gece üçe kadar ilk yarısını,kalan kısmını da bir oturuşta bitirdiğim bir kitap oldu.
Zaman zaman ağladım,çoğu yerinde gözlerim doldu..

Bir doktor olan Ercan Kesal,meslek hayatında başından geçen olayları yazmış.

Mecburi hizmetini yaparken yaşadıkları,Anadolu kültüründen kesitler,ölüm karşısındaki acizliğimiz,çaresizliğimiz,
Satır aralarında da ailesini,çocukluğunu okuyup o günlerin Türkiyesi'ne gidiyor insan.

ama beni en çok etkileyen, boğazımı düğüm düğüm yapan kısmı babası ile ilgili olan kısımlardı...

Alın,okuyun derim.





"Hayatımız,'bir yumağın sürekli sarılmasıdır'.Yaşadığımız her şey, ardımıza takılıp gelmekte ve doğal olarak da birikmektedir.Yol boyunca ne yaşandıysa toplamaktadır çünkü.Bugün diye adlandırdığımız şey,geçmiş ve geleceğimizin toplamıdır.Yani geçmişimiz;elimizden uçup gitmiş,kaybolmuş bir zaman değildir.Şimdiki zamanın içinde duran,bekleyen bir şeydir."

"Hiç bilmediğim şeyler var sanki bu dünyada ve sanırım hayat,hiç de kolayca anlaşılabilir bir şey değil.Bana ne oluyor böyle?Büyümek ne zor şeymiş."


"Birbirimizin hayatlarının içindeyiz.Bundan hiç haberdar olmasak da..."


"İnsan olmak kendi mutlu olduğun şeyleri yanındakilere de iletmektir.İnsan,kendinde olmasını istediği herhangi bir şeyi bir başkası içinde aynı şiddette isteyebiliyorsa 'insanım' diyebiliyor...Çok sevdiğiniz bir şeyi ağzınıza götürdüğünüzde aklınıza gelen şey,sizin aslında kim olduğunuzu da söylüyor,farkında mısınız?"


"Ne biçim insanlar bu anneler?Çok tuhaflar.Hiç kimseye benzemiyorlar. Ama,birbirlerini tanıdıklarına eminim.Kendi aralarında konuşup anlaştıkları,bizim bilmediğimiz ortak bir dilleri var muhakkak.Belki de gizlice buluşup, haberleşiyorlardır birbirleriyle kim bilir?"


"Bazı şeyler insana geri dönülmez yollar çizer.Bir sarsıntı,bir kırılma olur hayatınızda ve sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz."


"Sonuna kadar tüketip,bitirmek yerine,ihtiyacımız kadarını alıp,geriye kalanını bizden sonrakilere bırakabileceğimiz bir hayat...Gerçekten,çok mu zor?



NOT* Ercan Kesal ayrıca oyuncu ve de senarist(miş).

NOT**Tek rahatsız olduğum-pek büyük ölçüde olmasa da-illa bir mesaj verme kaygısı vardı..O da gerçek yaşanmışlıkların yanında lafı edilmeyeceğinden kitabı epey beğendim.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...