10 Eylül 2016 Cumartesi

"Yaşama Açılan Penceredir Kitap" Etkinliği




Geçtiğimiz cumartesi günü sevgili Yaseminkokulubirhayat , Şafağındünyası ve Elmaspırıltıları bloglarının sahipleri tarafından davet edildiğim bir etkinliğe katıldım. 

Konumuz kitaptı bu sefer. Bugüne kadar çokça blogger buluşması gerçekleştirilmiş ancak teması sadece kitap olanı ilk kez yapılıyordu. Bu sebeple davet edildiğim ve katılım sağladığım için çok mutluyum. 

Buluşma çok keyifli geçti. Tanışma sonrası kitaplardan konuştuk. Ortak payda kitap olunca zaman su gibi akıp geçti. Tadı damağımızda kaldı. 

Etkinliğe Sola Yayınları bizzat katılım sağlayıp keyifli bir sohbet gerçekleştirdiler.Bu sayede severek okuduğumuz kitapların mutfak kısmı hakkında da fikir sahibi olduk.Ekip gerçekten dinamik,idealist.Çizgilerini hiç bozmayacaklarına eminim. 
Beraberinde getirdikleri kitaplardan "Uyumsuz Bir Zihnin Not Defteri"ni yazarından imzalı alma fırsatımız oldu,pekte güzel oldu.
Sola Yayınları Ekibi ve "Küçük Prens Tenimde"
 adlı Kitabın yazarı Fotoğrafçı Melissa Mey

Ayrıca kitabın yanına en güzel kahve yakışır diye düşünen arkadaşlarımız Kuyulu Kahve ekibini de davet etmişler Onlardan da kahvelerinin tarihini,özelliklerini öğrenme fırsatı bulduk. Kuruluşu 1919 olan hayli eski bu kahveyi kısa zamanda daha çok duyacağız sanırım.Tadına baktığımda kahveyle ilgili ayrı bir yorum yazmayı düşünüyorum.

Buluşmamızın ev sahibi ise Taksim Konak Hotel'di. Taksim merkeze 5 dakika mesafede olan bu otel toplantı amaçlı kullanmak için gerek konum,gerekse düzen olarak çok uygun. Ev sahiplikleri,ikramları için teşekkür ediyorum.
Tabi Şafak Hanımın kurabiyelerini de unutmamak gerek.Hepimizin baş harfine göre yapmış.Çok güzel bir jestti.Ellerine sağlık.
Ev Sahibi Taksim Konak Hotel
                       


Günün anlam ve önemi:Kitaplarımız
Kitapların bir kısmı kendi seçimimiz,bir kısmı ise yayın evlerinin okumamız için seçtikleri.Hepsini okumak için sabırsızlanıyorum.Aralarında tarzım olmayan kitaplar olsa da bu sayede değişik türlerden okuma fırsatım olacak.


Keyifli günün kahramanları
,

Güzel,dolu dolu bir gündü.Zaten mevzu bahis kitapsa aksi de düşünülemezdi.
Emeği geçen herkese tekrar teşekkürler.

Katılım sağlayan blog ve youtube kanallarına göz atmanızı tavsiye ederim;)
Blog ve instagram adresleri;

Ayça Ertürk @aycati
DamlaCerrah @damlacerrah
Aslı Yılmaz @kitaplarinutopyasi
Yasemin Özer @yaseminkokulubirhayat
Elmas Koçan @elmaskocan
Şafak Karadeniz @safagindunyasi
Zennure Kübra Öncül @sihirlikitaplik
Serhat Ocak @neokudumneizledimblog

ve de Ben!  
İnstagram:@nurnacr

8 Temmuz 2016 Cuma

Siyah Süt-Elif Şafak


Elif Şafak'ın daha önce pek meşhur kitabı olan Aşk'ı okuyup sevmeme rağmen bir daha tercih ettiğim bir yazar olmadı. Hatta kitaplığımda Bikaç kitabı olmasına rağmen elim gitmemişti. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama bir daha okumayacağımı düşünüyordum kendisini. 
Doğum yapıp bu süreçte neler okuyabilirim duruma uygun diye düşünürken buldum "Siyah Süt"ü. 
Otobiyografik bir kitap sayılabilir. Kendi annelik serüveninden,hislerinden,lohusalıktaki duygularından bahsetmiş. Yazarlık ve annelik arasındaki gelgitlerini yazmış. Okurken bende kendi mesleğimle uyarladım çoğu yeri. Birde Dünya edebiyatçılarının kadın olma,anne olma serüvenlerini aktarmış. 
Kitapta en çok sevdiğim "İçimden Sesler Korosu"idi. -Pratik Akıl Hanım,Hırs Nefs Hanım,Sinik Entel Hanım,Can Derviş Hanım ve sonradan keşfettiğini yazdığı Anaç Sütlaç Habım ile Saten Şehvet Hanım-
Bu koro aslında hepimizin içinde bir yerlerde. Çatışmalarını sürdürmekte. İç sesi bu şekilde anlatmasını çok çok beğendim. 
Kitabı da genel olarak beğendim. Belki de yeni doğum yaptığım için kendime yakın bulduğumdan bu kadar beğenmiş olabilirim. Bu süreçten geçmemiş ya da lohusalık serüveninde psikolojik tespitler yapmamış biri için ne ifade eder bilmiyorum. Ama bana iyi geldiğini söyleyebilirim. 

"Artık hamile olmayan ama henüz anne olduğunu da tam anlamıyla idrak edemeyen kadının arada kalmışlığı,sıkışmışlığı,kafa karışıklığı. Bir eşik. Araftan bir kesit belki de."

" Bilginin sahibi yoktur. Tapusu,efendisi yoktur. Emanettir bilgi,kendinden öncekilerden alır;çoğalır,sağaltır ve kendinden sonrakilere verirsin. "

"Başarılı olmaya o kadar koşullanmış ki, ne zaman bir şey aksasa,anında başarısız addediyor kendini. Mükemmellik karnesinde bir kırık not almış gibi kızarıyor, utanıyor. Her hatadan sonra yüksek sesle özür diliyor kim bilir kimden. Belki de görünmeyen birilerinden. Neredeyse otomatik. Sabahtan akşama kadar mahcup ve ezik.
Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan ğetrafındakilere ' kusura bakmayın' dedikçe bakılacak kusurları artar insanın.
Kıytırık sebepler yüzünden tartıştıkları için kocasından,gece Bebek uyumadı ses oldu diye yandaki komşudan,telefonlarına çıkamadığı için arkadaşlarından,bakkala öte beri almaya yolladığı için kapıcıdan ve sütü yetmediği için memeleri adına bebekten özür diliyor. "

"Annelik,yazarlık,sevgi ve dostluklar yan yana el ele,ne güzel,ne bereket. Çok şükür. Olabiliyormuş meğer. Mümkünmüş. "

"Annelik vermek üzerine kuruludur. Karşılıksız,kendiliğinden vermek. Geceler,seneler boyu vermek...çocuğun düşüp dizlerini kanattığında ya da bademcikleri şişirip yorgan döşek yattığında veyahut okul piyesinde Varyemez Amca'yı canlandırdığında oralı olmayıp, 'Tamam Can'ım ama ben şimdi toman yazıyorum. İlgilenemem seninle. Pazara kadar kapalıyım!' diyemezsin. Kendinden evvel bir başkasını düşünmeyi gerektirir annelik. Bir gün değil,iki gece değil. Daima. "

"Olmaya çalışmak yerine,oluşu ve varoluşu bitimsiz,sürekli yenilenen bir süreç gibi algılamalıyız. "

"Alametlerle dolu etrafımız. Alametler ve tesadüfi olmayan tesadüfler. Tevafuk kelimesi başka tesadüf başka. Mühim bir fark var arada. Tevafukta gelişigüzel gibi duran parçalar aslında bir bütünün tamamlayıcısıdır. Açık bir kitap gibi kabul edeceksin şu koskoca kainatı. Okurunu bekleyen bir kitap gibi. Her gününü ayrı ayrı okuman lazım. Ne geçmişe ne geleceğe odaklanacaksın. Aslolan şu andır. Sayfa sayfa gideceksin. "

"İçimde henüz tanımadığım,varlıklarını dahi bilmediğim daha kaç kişi,kaç İç Ses var acaba ?"

"Erkekler yorulunca evlenirler. Kadınlar ise sırf meraktan evlenirler. "(O.Wilde)

"İçim acıyor herkese ve herşeye. Faniliğimiz,zayıflığımız,zaaflarımız... İnsan olmanın,insan olamamanın ağırlığı ciğerlerime doluyor. Nefes alamıyorum."

"Bebeklerin annelerini seçtiklerine dair bir yazı okumuştum vaktiyle bir dergide. Gülüp geçmiştim o Zamanlar. Ama artık pek mümkün geliyor bu fikir. Gökyüzünde Meleklerle yan yana oturup kainatın koca kataloğundan anneni seçerken düşlüyorum seni...'Bu değil diyorsun. Yok bu da değil. '..."

"Annelik birazsa taklide dayalıdır. Senden önceki anneleri ne kadar iyi taklit edersen,o kadar iyi bir anne olursun. Sonra gün gelir sende taklit edilirsin. Bu işler böyle!"

"Onun senden ayrı bir bedeni,ayrı apayrı bir kişiliği ve varlığı var. Sahi niçin 'ben artı sen=biz' olarak konuşur kadınlar çocuklarıyla? Çocukların annelerinden bağımsız bir öznelik halleri olamazmış gibi. "

"Lohusalık öyle engin bir denizmiş ki kıyının ne tarafta olduğunu anlayamıyorsun. Uyandığında Okyanusun ortasında bir salda buluveriyorsun kendini. Suların mavisi öylesine ele geçirmiş ki ruhunu,bir daha medeniyete dönebileceğini,bundan böyle eskisi gibi olabileceğini sanmıyorsun."

"Ha bire tekrarlıyorum içimden:'Ya yeterince iyi bir anne olamazsam? Yeterince iyi ne demek,Nasıl bir şey, bilmiyorum. Ama yetersizliğimden endişe ediyorum. 








2 Temmuz 2016 Cumartesi

5.ay


Bir ay daha geçti.. 
Bu ay daha da güzeldi. Çünkü azda olsa iletişim halinde olmak çok güzel. 
Etrafın farkında. Tamamen bilinçli bakıyor. İnsanları tanıyor. 
Artık herşeyi sımsıkı tutuyor,istediği yöne kolayca uzanıyor. Ama hala yarım dönebiliyor. Malum toto büyük. Kaldırması zor:) ki hadi dönsün gibi bir kaygım hiç yok. Zamanı gelince o da olur zaten. 
Bu ay bağırmalar başladı. Ama öyle böyle değil. Ciyak ciyak. Acaba bize ne söylemeye çalışıyor. Hayli meraktayım. 
Sanırım sıcaklardan yemesi eskiye göre azaldı. Uykular artık daha da düzenli çok şükür. 
Diş belirtileri başladı uzun zamandır ama ortada bir diş yok hala. 
Kalabalığı çok seviyor. 
En en önemlisi ise öyle güzel kahkahalar atıyor ki peşpeşe ve bol sesli hepimiz neşe doluyoruz:)

20 Haziran 2016 Pazartesi

Y Kuşağı Anneyim Ben-Sabiha Gürkaynak


Kitap tam bir doğum sonrası kitabıydı bana göre. Annelik dünyanın en güzel şeyi olsa da bazen bunalıyor insan ve sürekli vicdan muhasebesi yaparken buluyor kendini. Ben kötü anne miyim?düşüncesi insanın içini kemirip duruyor. Bu kitabı okurken yalnız olmadığımı hissettim. Bazı bölümleri tamamen aynı duyguları hissederek yaşadım bazıları ise benim yaşamadığım duygular ama genel olarak doğum sonrası okunabilecek rahatlatıcı bir kitaptı. Ben sevdim. Bana iyi geldi. 

Bölüm başlarındaki alıntı sözleri çok çok sevdim,misal;

"-Nisan yağmurları,mayıs çiçeklerini getirir.
-çalışan anne ifadesi gereksizdir. Her anne çalışan annedir. 
-Kendi çocuklarım olmadan önce harika bir anneydim. 
-Çoğu çocuk çok fazla annelik,yetersiz babalık mağdurudur.  "

Ve bolca altı çizilecek yer vardı ama benim en sevdiklerim;


"Kalıplara, öğretilenlere, geleneklere ve herkese inat başka bir annelik mümkün diyorum sana özel bir annelik. Nasılını senin bulacağın,her ilmeğini kendi ellerinle dokuyacağın bir hikaye. "

"..an'da kalmayı beceremiyor ve gelmişi geçmişi işin içine katıp -ortada hiçbir şey yokken- aslında kendimi zıvanadan çıkarıyordum. "

"Anne olduğumuz güne kadar yaptığımız herşeyi çok büyük bir başarı sandık. "

"Lohusalık,annenin doğumdan sonra hayatının bir daha asla eskisi gibi olamayacağını anladığı dönemdir. "

"Banyo en büyük sınavıdır üşütmekle kavgalı Türk annesinin. "

"Artık annenin hamur açanı değil,saç rengini açtıranıçile çekeni değil, Selfie çekeni;altın günü yapanı değil,altın bileziği olanı makbul. "

"Mükemmel değil,yeterince  anne olmaya çalışıyorum,ay sonunda banka hesabıma yatmayacak olanlara değil,oğlumun gönül hesabına yatırabildiklerime tutunuyorum."

*Birde kapağı çok şirin olmuş kitabın,bayıldım !
*..ve annelik gerçekten çok çok zor ama süper ötesi bir duygu !

3 Haziran 2016 Cuma

Peruk Gibi Hüzünlü-Yalçın Tosun

Daha önce ilk kitabı olan Anne,Baba ve Diğer Ölümcül şeyler adlı kitabını okumuş ve Yalçın Tosun un kalemini sevmiştim fazla öykü seven biri olmamama rağmen. 
Bu sebeple hemen diğer kitaplarını da edindim. 

Peruk Gibi Hüzünlü öykü kitabı da bir çırpıda okunuyor. 
Yaşanan duyguları çok iyi hissettiriyor ama ben ilk kitaptaki kadar zevk alamadım. 
Öykülerde daha çok eşcinsel karakterler mevcut. Bu birden fazla öyküde olunca biraz sıktı sanırım.

Yine de diğer kitaplarını da okumamazlık edemeyeceğim bir yazar kendisi. İnsanın iç dünyasında çalkalanan saklı duyguları çarpıcı ve sade bir şekilde çok iyi işliyor .


"Birden çocukken en sevdiği rengin sarı olduğu aklıma geldi. Bu hatırlayış şaşırttı onu. Nasıl da değişiyordu insan Zamanla. Uzun zamandır kendini solgun gösterdiğini düşündüğü sarıdan hiç hoşlanmıyor ve bu rengi üzerinde taşımak istemiyordu. Çocukken böyle şeyler düşünmüyordu insan ne de olsa. Güdüleri ve beğenileri üçüncü kişilerin gözüyle kirletilmiş olmuyordu henüz. Mutluluğun aranan bir şey haline henüz dönüşmediği zamanlardı onlar. "
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...