31 Aralık 2015 Perşembe

2015 biter,2016ya başlarken...



2015 değişik bir yıldı benim için. 
Çok şükür kişisel yaşantımda herşey yolunda ilerledi. 

Şöyle bir dönüp baktığımda 2015 e girerken okullu idim. Şimdi mezun bir biyologum. Yılın ilk yarısında arazilerde bitki toplayıp,böcek topluyordum:)

Haziranda mezun olurken yaklaşık 7haftalık hamileydim,bebeğimle mezun olmuş olduk ve bu çok eğlenceli idi..

Hazirandan sonra okul nedeni ile yıllardır süren gece nöbetlerim azaldı ve gündüz mesaisine gittim ki benim için her sabah işe gitme faslı başladı. Oysa ki ben geceleri tek başıma çalışan bir tiptim. 

Sonra 32. Haftamda(7Aralıkta) doğum öncesi izne ayrılıp ev hanımı oldum. Biraz kilolarım,birazda 2,5 yıllık evli olmama rağmen okul+iş hayatımdan evime doyamamış olduğumdan izne erken ayrıldım. 

Şimdi ise 35+3haftalık bir gebe olarak evimde huzurla,hazırlıklarımı yapıp oğlumu beklemedeyim. İnşallah sağlıklı bir şekilde Zamanında gelir oğlumuz. 

2016 nasipse evladımıza kavuşup büyüteceğimiz bir yıl olacak. İnşallah herşey yolunda gider ve bizler iyi,faydalı ebeveyn olmayı başarırız. 

Not:her ne kadar hayatımız yolunda gitmiş olsa da genel olarak(tabi ki küçük sorunlar oldu)bu yıl ülkemiz açısından çok kötü geçti. Terör,patlama,cinayetler,sayısız ölüm  bizi sürekli üzdü. hamilelik nedeniyle tavan yapmış hormonlarım sayesinde ekstra etkilendim. Dilerim tüm Dünya da barış olsun.  İnsanlar,insan olmanın farkına varsınlar. 

Not2: Geçen yılı 26kitapla bitirdim ki bu sayı çok çok az. Bekleyen çok kitap var ama sayı bu yıl daha da azalacak sanırım. Malum Bebek geliyor:) yine de bol okumalı bir yıl diliyorum kendime ve tüm kitapseverlere. 


Merhaba,2016.

Küçük Prens-Antoine de Saint-Exupery

İtiraf ediyorum:Ben Küçük Prens'i okuduğumu sanmıştım uzun bir süre... Sonradan farkettim gerçeği ama bir türlüde kitabı edinemedim. Oysa d&r tarzı mağazalarda en orta yerde okuyucuları beklemede,fiyatı da kalitesine göre hayli ucuz. Kaç kere almak içim niyetlendim ama olmadı. Kısmet bu zamana imiş. 

Bir çocuk kitabı gibi gözükse de,Küçük Prens her yaşa hitap ediyor. Hatta her dönem tekrar okumak gerek bence. İlk fırsatım yiğenlerime okutmak. Belki büyüyünce tekrar okur ve beni hatırlarlar:)

Kitabı tek cümle ile özetlemek gerekirse  küçük bir çocuğun gözünden büyüklerin Dünyası anlatılmış.
Zaten kısacık ama sımsıcak bir hikaye. Hıphızlı,bir oturuşta okunacak cinsten. 
Hala okumayan varsa da tavsiye ederim. 
Tevekkeli değil beğenecekmişim ben bu kitabı,zira dünyada oluşan Küçük Prens çılgınlığını hep çok sevmiş. Küçük Prens temalı ürünlere hep bayılmışımdır. Şimdi anlam kazandı hepsi;)

Birde bana göre en güzel kısım çizimlerdi. Konu ile paralel giden çizimler harika olmuş bence. 



"Bütün koca adamlar bir zamanlar çocuktular. Gerçi aralarında bunu hatırlayanlara az rastlanır ya."

"Çocuklar büyükleri hoş görmeye alışmalıdır. "

"Herkesten verebileceği kadarını istemeliyiz. Otorite herşeyden önce sağduyuya dayanmalıdır. Sen kalkıp halkına,kendilerini denize atmalarını buyurursan ihtilal çıkar."

"Kendini yargılamak başkalarını yargılamaktan daha güçtür."

"İnsanların tanımaya ayıracak zamanları yok artık. Aldıklarını hazır alıyorlar dükkanlardan. Ama dost satan dükkanlar olmadığı için dostsuz kalıyorlar. "

"İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez."

"Zaten yalnız çocuklar ne aradıklarını bilirler. "

"Bir yerde bir kuyunun saklı oluşudur çöle güzellik veren."

"-Herkesin bir Yıldızı var ama kimseninki birbirine benzemiyor. Yolcular için pusula,kimileri için ufak tefek bir ışık,Bilginler için çözülmesi gereken bir sorudur yıldızlar. Gelgelelim bütün yıldızlar suskundur. Yalnız sen,herkesten ayrı göreceksin onları. 
-Ne demek istiyorsun?
-Onlardan birinde ben oturuyorum,ben gülüyorum diye geceleri gökyüzüne baktığında sana bütün yıldızlar gülüyormuş gibi gelecek. Gülmeyi bilen yıldızların olacak senin."



29 Aralık 2015 Salı

Tespih Ağacının Gölgesinde-Harper Lee


Bülbülü Öldürmek kitabının devam kitabı Tespih Ağacının Gölgesinde. 
Öncelikle ben yazarının artık çoktan ölmüştür diye düşündüğümden(neden böyle düşündüm hatırlamıyorum) 2.kitabın çıktığını duyunca çok şaşırdım.Hazır ilk kitapta okunacaklar listemde olduğu için peş peşe okurum diye başladım bu mini seriye. 
Diğer bir şaşkınlığım ise nedense Harperı hep erkek hayal etmiştim. Yazar ile ilgili araştırma yapayım derken kadın olduğunu görünce ikinci kez şaşırdım. Tabi kendime de iyi güldüm hani:) 


Kitap ilk kitap gibi akıcı,basit dilli. 

Kahramanımız Scout büyümüş. 20yıl geçmiş aradan. New York'tan doğduğu yer olan Maycomb'a yıllık izninde gidiyor. Epey bir şaşırıyor. Çünkü ırkçılık daha da alevlenmiş bir halde,sil başa dönmüş durumda herşey. Ama onu en şaşırtan babasının fikirleri oluyor. Avukat olan babasını hep örnek aldığından büyük hayal kırıklığı yaşıyor. İlk kitapta babası ile olan diyolagları çok hoştu. 2.kitabın sonlarında aralarında geçen diyaloglar ise daha farklı,dokunaklı geldi bana...

"Bütün o devetüyü süsler filan aralandığında,bu dünyada doğmuş her kadın onu bir kitap gibi okuyabilen güçlü bir erkek ister;onun aşığı olmakla kalmayıp dünyayı sırtlayabilen bir adam. Aptalca değil mi?
-Koca değil baba istiyorlar,o halde?"

"...şimdi sen,bir vicdanla doğmuş genç bayan,yaşamının bir yerlerinde onu bir Deniz kabuğu gibi babanın vicdanına yapıştırmışsın..onu hiçbir zaman bir erkeğin yüreğini ve bir erkeğin kusurlarını,zaaflarını taşıyan bir erkek olarak görmedin-kabul ediyorum görmen gerçekten zor olurdu,çünkü çok az hata yapıyor,ama o da hepimiz gibi hata yapıyor. Sen duygusal anlamda sakattın,ona dayanıyor aradığın yanıtları ondan alıyor ve kendi yanıtlarının mutlaka onun yanıtlarıyla örtüşeceğini varsayıyordun. Sonra bir gün tesadüfen,onu vicdanının -tabi senin de vicdanının-tam da antitezi olan bir şeyi yaparken gördüğünde bunu sözcüğün gerçek anlamıyla kaldıramadın. "

"Bazen yaşayabilmemiz için azıcık öldürmemiz gerekir,bunu yapmadığımızda-kadınlar bunu yapmadığında,sabahlara kadar ağlamaktan helak olurlar. "

Not:iki kitabın yayınlamasının arasında 55yıl olması bana belki de birincisini çok beğenmiş olan birçok kişinin şu anda hayatta olmayışını düşündürdü nedense..birilerini kaybediyoruz ama hayat devam ediyor:(

19 Aralık 2015 Cumartesi

The Truman Show

Epey eski bir film Truman Show. 1998 yapımı ve başrolde Jim Carrey.

Benim bu filmden haberimse 10yıldan fazladır var:) Şöyle ki yıllar önce lisede yatılı okurken bir arkadaşım öve öve anlatmıştı. Bende çok merak etmiştim ancak o dönem izleme fırsatım olmamıştı. Sonra da adını hatırlamayıp,konusunu hatırladığımdan filmi bulamamıştım. Geçenlerde bir ortamda konusundan bahsedince adını söyledi izlemiş olan kuzen. Ve çok şükür yıllar sonra da olsa izlemiş oldum. 
Çok beğendim çok...iyi ki denk geldim de izledim. 

Truman 30yaşında,bir adada yaşayan,babasını kaybetmiş,evli ve genel olarak hep mutlu bir hayat süren adam. Ancak hiçbir şey göründüğü gibi değil. Çünkü tüm yaşamı-doğumundan itibaren- bir kurgudan ibaret çıkıyor. 

Değişik konulu ve insanı birazcık psikopata sürükleyen bir film. İnsan film bitince ya benimde etrafım eşim,ailem,çevrem kurgu ise diye düşünmeden edemiyor...

Bunca yıldır izlemeyen varsa kesinlikle tavsiyemdir. 

12 Aralık 2015 Cumartesi

Bülbülü Öldürmek-Harper Lee

Bülbülü Öldürmek,uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı. Nedense birçok kez listeme koydum,okuma şenliklerinde okumak için planladım ama nasip olmadı. Yazarın tek kitabı olma özelliğini taşıyordu ki bu yıl devam kitabı olan "Tesbih Ağacının Gölgesinde" çıkana kadar. 2.kitabın çıktığını duyunca bunca zaman okumamış olmama sevindim bile:) Şu anda da 2.kitabı okumaktayım..


Kitap, küçük bir kasabada geçiyor. Anneleri küçük yaşta ölmüş olan iki kardeş ve avukat olan babalarının hayatını anlatıyor. Kitapta anlatıcı ise evin küçük kızı Scout. 

Olaylar avukat olan baba Atticus'un masum bir zenciyi savunması etrafında daha çok dönüyor. 1960 çıkışlı bir kitap olduğundan ırkçılık maalesef o dönem fazlaca var ve bu da kitabın ana konusu. 

Kitap akıcı,sevimli. Çocukların babaları ile olan diyalogları da güzel ama ben yine de aradığımı bulamadım gibi. Belki uzun süre okumayı beklediğimden beklentilerim artmış olabilir. Çirkindi diyemem ama çok etkilendim de diyemiyorum. Çünkü bu kitabın gerçekten seveni çok,hem de Pulitzer ödüllü. 

"İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma,bülbülü öldürmek günahtır. "

"Yalnızca tek bir insan türü varsa,o Zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa,niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar?"



9 Aralık 2015 Çarşamba

Alaycı Kuş-2

Açlık Oyunları serisinin son filmi Alaycı Kuş-part 2 yi izledim 3d li olarak. Alaycı Kuş'un 1.kısmını fırsat bulup sinemada izleyememiştim. Evde bilgisayardan izlediğimde de pişman olmuştum. Çünkü bu tarz filmler kesinlikle salonda izlenmeli.

 


Suzanne Collins'in 3kitaplık Açlık Oyunları serisinin film uyarlaması Alaycı Kuş ve de serinin son filmi. 
3.kitabı yarıda bırakmıştım çıktığı dönem.  Hemde ön siparişle almış olmama rağmen. Bunun nedeni kimilerine garip gelse de şöyle oldu:) Tam 3.kitaba başlamışken 1.kitabı okuması için verdiğim arkadaşım kitabı kaybettiğini söyledi ve pek umursamadı. Bir anda hevesim kaçtı ve kenara bırakış o bırakış kitabı bitiremedim. Tabi ki saçma bir tutum olsa da,kitaplarıyla arasında bu ve buna benzer bağlar olan kitap kurtları beni anlayacaktır diye umuyorum:)

Bu nedenle hikayenin sonunu bilmeden filme gitmiş oldum. İlk üç film uyarlamasını da beğenmiştim zaten. Bu filmi de diğer ilk iki film kadar olmasa da beğendim. Çünkü kitaptan film uyarlamalarında Açlık Oyunları efsanedir benim için. 

Filmden çıkınca Aklımda kalan en önemli şey:"Güç yer değiştirip mazlumun eline geçince neler olabileceği öngörülemez,kim bilir belki daha tehlikeli ortam doğabilir. "
Bu nedenle makam,mevki,iktidar hırsından uzak kalabilmek umuduyla. 

Filmi gidip görsün tabi ki seriyi takip edenler;)

3 Aralık 2015 Perşembe

Hayvan Çiftliği-George Orwell

Hayvanlar ayaklanıp bir çiftliğin idaresini ele geçirirse ne olur?

Huzurlu bir şekilde işler yürür mü yoksa zamanla iktidar hırsına bürünen en zeki hayvanlar insanoğlundan daha da mı acımasız olur?

Kitapta karakterler hayvanlar.
Onların üzerinden üzerinden siyasi eleştiri olarak 1945 te yazılmış.
Ön sözünde uzun ve açıklayıcı şekilde belirtildiği üzere de Stalin'e gönderme yapılmış.

Ben sevdim kitabı.
Akıcı,anlaşılır,iyi göndermeler yapan bir kitaptı.
Yazarın 1984 kitabını da merak etmekteyim.



Dünya Ağrısı-Ayfer Tunç

                           

Ayfer Tunç'un en son romanı olan bu kitabı D&Rda indirimden almıştım uzun zaman önce.Geçenlerde yine gördüm,hala indirimde.

Anadolu'da küçük bir şehirde;babadan kalma oteli olan Mürşit ile şehirlerine çalışmaya gelen ve otelde konaklayan Madenci'nin hayatı sorgulamaları etrafında dönüyor kitap.

Mürşit babadan kalma otele sahip çıkmak istemiyor.
Çünkü zamanında da felsefe okumak için şehri terketmişken babasının rahatsızlığı yüzünden otelin başına geçmek zorunda kalıyor..
Otelci'nin oğlu ile olan iletişim sorunları,hayata bakış açılarının farklılığı,eşi ile olan diyalogları gayet güzel işlenmişti.
Kitabın sonuna kadar merak uyandıran iki mesele var ve sonlarda çözülüyor..Bu iki mesele yüzünden Madenci ve Mürşit "Dünya Ağrısı"çekmekte.İkisininde benzer dertleri olduğundan aralarındaki bağ kuvvetleniyor,birbirlerini iyi anlıyorlar..

Ben bu kitabı çok sevdim.Karakter analizlerini oldukça beğendim.Bolca da altı çizilecek,üzerine düşünülecek şey var romanda...


"Hikayeler insanı kendi kuyusundan çıkarır,başkalarının kuyularına atar.İnsan kendi hikayesini bilir,kendi hikayesinden sıkılır."

"Güzel şeyleri hatırlamanın ertesi günü mahveden,yıkıcı bir tarafı var."

"Hafızası insanın düşmanıdır.Unuttum,kurtuldum sanırsın ama öyle bir şey yok.Yaşanmıştan kurtulmak yok.Toprağa girene kadar takip eder seni olmuş olan."

"..unutmak diye bir şey yok,unuttuğunu sanmak var,çocukluk mazeret olamıyor."

"İnsanın yaşlandıkça kısalmasının nedeni bu,kemiklerin kısalmasıyla ilgisi yok,yer çekimi denen şey dünyanın yorgunluğu aslında,bizi yere çeken şey dinmeyen bu yorgunluk."

"Dünyada dünya ağrısını dindirecek bir yer var mı?Yok.Dünyanın kendisi ağrı."

"Günahı işlemiş olmak bağışlanabilir ama insanın işlerken hissettiği aşağılık duygular ne olacak?"

"Hayat kayaç katmanları gibi parçalarına ayrılan değersiz bir kütledir."


2 Aralık 2015 Çarşamba

Uzun zaman sonra havadisler...



Ne kadar uzun zaman olmuş birşeyler karalamayalı bloguma...


Birçok blog yazan arkadaşımında eskisi gibi yazmadığını fark edince üzülüyorum.
Zira bu platformu,buradaki samimiyeti her zaman daha çok sevmişimdir.
İnşallah elden geldikçe bundan sonra daha çok yazarım..
Yazmayı en çok kendim için istiyorum,geriye dönüp bakınca ne okumuşum,neler yapmışım gibi nostalji yapmak hoşuma gidiyor...
Kitaplarımın altı çizili satırlarını burada derli toplu görmeyi de özellikle çok seviyorum...
Açıp, tekrar tekrar okuyorum..

Bundan sonra muhtemelen daha çok yazarım...
Çünkü önümüzdeki hafta gebeliğimin 32.haftasına giriyor ve izne ayrılıyorum.
Artık ev hanımı olup bebişi bekleme zamanı...

Evde vakit geçirmek nedir pek bilmeyen ben için ilginç günler beni bekliyor gibi :)
Yıllardır hem çalışıp hem okuduğum için hiç evimde uzun süreli kalma fırsatım olmadı
Bu bana iyi gelecek sanırım.
Tabi ki gebelik sebebiyle ağırlaştım,birşeyler yaparken zorlanıyorum ama ayaklarımı uzatıp kitap okumak istiyorum bolca,birikmiş yabancı dizilerimi izlemek.
-ve tabi ki bebeğimin hazırlıklarını tamamlamak.

Çevremdeki herkes bu günleri iyi değerlendirmemi söylüyor..
Bebek doğunca uzunca bir süre yapamayacakmışım.
Fırsat bu fırsat yani:)

Ağırlaşmak ya da bazı şeylerden mahrum kalmak hiç önemli değil
Yeter ki sağlıkla gelsin oğlumuz.
Tek duam bu şimdilik..

Ayrıca Allah dileyen herkese hayırlı zamanlarda nasip etsin inşallah.

NOT:31w2d




19 Mayıs 2015 Salı

Aylak Adam-Yusuf Atılgan





Aylak Adam'ı okumayı çok istiyordum.
Nihayet kısmet oldu.

Hikaye dört bölüm/dört mevsimde geçmekte.
Kahramanımız Bay C.babadan kalma emlakların kirası ile aylaklık yapabilme imkanına sahip.
Bolca kitap okuma ve düşünme ile zamanını geçirmekte.
Gerçek aşkı arayan C. bir yıllık süreçte iki kişi ile birlikte olur.
Ancak tam kavuştu derken aradığı gerçek aşka hep teğet geçer.

Bolca altı çizilecek cümleler var kitapta.
Akıcı bir şekilde ilerlemiyor zira durup düşünmek gerekiyor çoğu yerinde.
Yavaş ilerlese de güzel bir kitaptı,severek okudum.

"Ne yamansınız dökme kalıplarınızla;bir şeyi onlara uydurmadan rahat edemezsiniz.

Kılığı düzgün bir adamın sokakta simit yemesi yasaktır.Bütün yasaklar gibi bunun da bir kaçamak yolu yok mu?Simidi kır,cebine sok.Tek elinle bir lokma koparıp ,kimseye sezdirmeden ağzına at.Ama,ben dişlerim sağlamken ısıracağım.

-Ben başkayım.
-Ben de başkayım.
-Doğru,hep başkayız.Ayak bastığımız her yer dünyanın merkezi oluyor.Her şey bizim çevremizde dönüyor.

Kiremitlerden biri çatlak olmasa dam akmaz.

Kadınların neden evlendiklerini şimdi anlıyorum:Yalnız kalabilmek için."

"Biliyorum sizi.Küçük sürtünmelerle yetinirsiniz.Büyüklerinden korkarsınız.Akşamları elinizde paketlerle dönersiniz.Sizi Bekleyenler vardır.Rahatsınız.Hem ne kolay rahatlıyorsunuz.İçinizde boşluklar yok.Neden ben de sizin gibi olamıyorum?Bir ben miyim düşünen?Bir ben miyim yalnız?

Kim bilir,iç sıkıntısı olmasa,belki insanlar işe gitmeyi unuturlardı..Yaşamanın amacı alışkanlıktı,rahatlıktı.Çoğuluk çabadan,yenilikten korkuyordu.Ne kolaydı onlara uymak!

Dilencinin niye beş gün gelip iki gün gelmediğini,niye hep bu vakit burada olduğunu artık biliyordu.İnsanların işten dönerken ucuza huzur satın aldıklarını biliyordu.Cumartesileri,pazarları gelmiyordu.
Nasıl kolayca söyleyiveriyor bunu.Sevmek!Kelimelere herkes kendine göre bir anlam,bir değer veriyor galiba.Bu değerler aynı olmadıkça iki kişi iki ayrı dil konuşuyorlarmış gibi olmuyor mu?

Korkunç olan ne?Bunları herkes düşünür ama çoğu söyleyemez.İkimizin arasında saklı bir şey olmaması sana bir rahatlama vermiyor mu?

İki apayrı et nasıl oluyor da birbirinin dilini böyle kesin,kolayca anlayıveriyor.

Neredeydi o sağanak sonu kokusu?Onları öpmenin yürek çarpıntısını nasıl olmuştu da yitirmişti?

İki insan ayrıldıkları zaman birbirlerinde bir şeyler bırakıyorlardı.

Dünyada hepimiz sallantılı,korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.Tramvaylardaki tutamaklar gibi.Uzanır tutunurlar.Kimi zenginliğine tutunur;kimi müdürlüğüne;kimi işine,sanatına.Çocuklarına tutunanlar vardır.Herkes kendi tutamağının en iyi,en yüksek olduğuna inanır.Gülünçlüğünü fark etmez.

Sustu.Konuşmak gereksizdi.Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti.Biliyordu;anlamazlardı."





9 Mayıs 2015 Cumartesi

Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar “Biz Mektup Yazardık” Sergisi’nde!

İş Sanat Kibele Galerisi’ndeki “Biz Mektup Yazardık” Sergisi geçmişi günümüze taşıyor.

Bursa’nın ufak tefek yolları
Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
Tepeden tırnağa şiir gülleri
Yiğidim aslanım burda  yatıyor

İşte mürekkep bu dizelerdeki gibi damlar Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun kaleminden… Sanatçı, 64 yıllık hayatına sığdırdığı sanat tutkusunu, aşklarını, sevinçlerini, hüzünlerini, dostluklarını çocukluğunu ve ilk gençlik yıllarını geçirdiği Anadolu’nun naifliğiyle yakın dostu Nâzım Hikmet’e yazdığı bu dizelerdeki gibi aktarır kâğıda ve tuvallere… Onun şiirlerindeki ve tablolarındaki narlar, dutlar, ayvalar kimi zaman sevdiği kadına duyduğu özlemi kimi zamansa amansız bir kara sevdayı anlatır. Babasından Batı Edebiyatı’nı, annesinden Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı öğrenen sanatçı Anadolu’nun toprak damlı evlerinden, İstanbul’un martılarından, köpüren denizinden, Âşık Veysel’in sazından dem vurur…

Bedri Rahmi Eyüboğlu iç dünyasını tuvallere ve şiirlere aktarırken sanat, edebiyat, siyaset ve iş dünyasının önemli isimleriyle gerçekleştirdiği, yaşadığı döneme ışık tutacak mektuplaşmaları da tarih yolculuğundaki yerlerini alıyor.  Güzel Sanatlar Akademisi’nde başlayıp Paris’te süren eğitim hayatından, resim tutkusunun peşinden gittiği Anadolu’daki yurt gezilerine kadar sanatçının yaşamından birçok kesiti yansıtan mektuplar, “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile İş Sanat Kibele Galerisi’nde ilk kez gün yüzüne çıkıyor. 

Sergi, hem sanatçının kaleme aldığı hem de kendisine gelen yüzlerce mektubun Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tarafından uzun soluklu ve titiz bir çalışma ile kitaplaştırılmasına paralel olarak hayata geçiriliyor. Sanatçının gelini Hughette Eyüboğlu’nun hazırladığı, editörlüğünü Rûken Kızıler’in üstlendiği kitabın ve serginin tasarımı Emre Senan tarafından gerçekleştirildi.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Avrupa’da öğrenci olduğu günlerden Akademi’de öğretmen olduğu günlere pek çok anıyı barındıran mektuplar, orijinal olarak sahiplerinin kendi ifadeleriyle ve kendi imzalarıyla ziyaretçilere ulaşıyor. Sadece ressam ve şair olarak değil mozaik, seramik, vitray ve yazma sanatçısı, heykeltıraş, öğretmen ve yazar kimlikleriyle de sanatımıza kalıcı eserler bırakan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun pek çok isimle sürdürdüğü yazışmaları aynı zamanda sanatçılar arasındaki kuvvetli bağı da gözler önüne seriyor. Her biri tarihi belge niteliğindeki mektuplar; sanatçıların o dönemde yaşadığı ekonomik sıkıntılara dair fikir verirken, yaşanan zorlu koşullara rağmen gerçekleştirdikleri idealleri ile tarihe not düşürebilmeyi başarmış bu insanların umutlarını yitirmediklerini de en iyi şekilde ortaya koyuyor.

Sanatçının Nâzım Hikmet, Ahmet Hamdi Tanpınar, Fikret Muallâ, Âşık Veysel, Adalet Cimcoz, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, İbrahim Çallı, Andre Lhoté, Fahrünisa Zeid, Abidin Dino, Reşat Nuri Güntekin, Cemal Tollu, Nurullah Berk ve Arif Kaptan ile mektuplaşmalarının her biri ziyaretçilerde ayrı bir tat bırakmayı vaat ediyor. İş dünyasının önde gelen isimleri Vehbi Koç ve Nejat Eczacıbaşı’nın mektupları da Eyüboğlu arşivinin önemli parçaları arasında yer alıyor.  

Serginin bölümlerinden biri de Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yaşamını şekillendiren iki kadın, eşi ressam Eren Eyüboğlu ve büyük aşk yaşadığı, “Karadutum” dediği Mari Gerekmezyan ile mektuplaşmalarından oluşuyor. Eren Eyüboğlu, büyük aşk yaşadığı Karadut’u sonsuzluğa uğurladıktan sonra eşinin elini bırakmayarak o zor günleri atlatmasına ve resme odaklanmasına yardımcı olacak kadar güçlü iken, diğer taraftan Mari Gerekmezyan ise ölümünün ardından bile gözlerini yaşartacak kadar sevdalı olduğu bir isim. 

64 yıllık yaşamına çok şey sığdıran Bedri Rahmi… 

İş Sanat Kibele Galerisi’nde çağdaşlarıyla yazışmalarının ilk kez gün yüzüne çıktığı “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi ile anılan sanatçının hayat hikâyesi Trabzon’da başlar. Takvimler 1911 yılını gösterdiğinde Görele Kaymakamı Mehmet Rahmi Bey ve Lütfiye Hanım’ın ikinci çocuğu olarak hayata merhaba der. Asıl adı olan Ali Bedrettin, zaman içinde önce Bedir’e sonra Bedri’ye dönüşür.  Babasının görevi dolayısıyla yerleştikleri Trabzon’daki lise resim öğretmeni ünlü ressam Zeki Kocamemi tarafından keşfedilir. Sanatçı yine bu dönemde edebiyata da merak salar ve ilk şiirlerini yazmaya başlar.

1929’da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’ne giren Bedri Rahmi Eyüboğlu, Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı gibi Türk resminin mihenk taşlarının öğrencisi olma şansına erişir. Edebiyata olan ilgisinin üzerine düşer ve Ahmet Haşim’den estetik ve mitoloji dersleri alır. 1930’larda hayat onu bu kez Fransa’ya götürür. Dijon ve Lyon’da bir yandan çalışarak Fransızcasını geliştirmeye çalışırken, bir yandan da Gauguin, El Greco, Cezanne gibi beğendiği ressamların eserlerini kopya eder. Sanatçı, ileride hayatını birleştireceği Ernestine Letoni (Eren Eyüboğlu) ile de Fransa’da tanışır. 1940’lı yıllara gelindiğinde kalbine “kara saplı bir bıçak” gibi saplanan Mari Gerekmezyan girer. Asistanlık yaptığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin heykel bölümüne misafir öğrenci olarak gelen Mari Gerekmezyan, Bedri Rahmi’nin bir büstünü yapar, sanatçı bu büste duyduğu minneti Mari’nin çeşit çeşit portrelerini yaparak ve ona şiirler yazarak yanıtlar. Artık bütün İstanbul ve elbette Eren Eyüboğlu bu tutkulu aşktan haberdardır. Bedri Rahmi Eyüboğlu 1975 yılındaki ölümüne kadar geçen çeyrek asrı aşkla, resimle, edebiyatla, dostlarıyla, dönemin önde gelen kültür ve düşünce insanlarıyla bir arada geçirir. 

Meraklıları için 5 Mayıs - 20 Haziran arasında İş Sanat Kibele Galerisi’nde ziyaret edilebilecek “Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Çağdaşlarından Mektuplar - Biz Mektup Yazardık” Sergisi, sanat ve kültür tarihimizde eşine az rastlanır bir iz bırakmayı vaat ediyor. Sergide orijinal el yazılı mektuplar ve sanatçının çizimleriyle süslediği desenli zarfların yanı sıra mektuplaşılan isimlerin Bedri Rahmi Eyüboğlu tarafından yapılmış portreleri de yer alıyor. Serginin ziyaretçilerini güzel bir sürpriz de bekliyor. İsteyen katılımcılara, sanatçının desenleriyle hazırlanmış mektup ve zarflarla sevdiklerine yazma imkânı sunuluyor. Şimdi özlemle andığımız eski günlerdeki gibi mektup yazma zamanı!

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Soma’daki “Toplumsal Dönüşüm Projesi” Onlarla Hayat Buldu!

Soma İçin Bir Olduk:  Çocukların yüzündeki gülümseme her şeye değer...

Allianz Türkiye, sivil toplum örgütleriyle el ele vererek, bölgede etkilenen vatandaşlara ulaşabilmek, onların yaralarını sarmak ve yeni başlangıçlarını desteklemek için Soma’daydı. Soma’da 2014’te gerçekleşen ve ulusumuzu derinden sarsan maden faciasının ardından, Afetlerde Psikososyal Hizmetler Birliği (APHB) ve Bilim Kahramanları Derneği (BKD) ile işbirliği yapılarak “Allianz SomaDA”yı (Soma Dayanışma Ağı) geliştirdi.

Soma faciasından en çok etkilenen yerlerden biri de Kırkağaç. Kırkağaç’ta yaşayan 12 yaşındaki Yiğit, okuldaki 12 arkadaşıyla birlikte bir bilim kahramanı ekibi kurdu. Önce yapamayacaklarından korktular. Çalıştılar, çalıştılar, çalıştılar, bilgisayarda yazılım geliştirip, legodan yaptıkları robotlarına yüklediler. Bu bilim yolculuğu, özgüven ve başarı doğru yeni başlangıçları müjdeliyordu.

Allianz SomaDA”yı kapsamında, BKD ile yapılan işbirliği sayesinde, Soma çevresinde, olaydan etkilenen 6 ilçedeki 16 okulun, Bilim Kahramanları Buluşuyor turnuvasına katılımı sağladı. 34 gönüllü öğretmen, 150’ye yakın öğrencinin oluşturduğu 17 farklı Allianz SomaDA takımını 4 ay boyunca turnuvaya hazırladı. Bu yolla, öğrencilerin normal hayata dönüşü desteklenirken, psikososyal ve kişisel gelişimlerine de katkı sağlanması amaçlandı.

Allianz SomaDA”nın bir ayağı da faciadan etkilenen ailelerin çoğunlukta olduğu Dursunbey’deydi. APHB ile yapılan işbirliği sayesinde, Dursunbey’de bir psikososyal destek merkezi açıldı. Çocuklara, yetişkinlere ve gruplara yönelik üç görüşme odası bulunan Dursunbey Psikososyal Destek Merkezi’nin hizmetleri, merkeze uzak bölgelere de ulaştırıldı.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Nisan 2015 Cuma

Anne,Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler-Yalçın Tosun


Pek öykü türü okuyan ve seven biri değilim.
Uzun zaman sonra ilk kez bir öykü kitabı aldım.

İnstagramda bolca gördüğüm bu kitabı epey merak ediyordum.
Seçimimi bu kitaptan yana kullandım böylece.
Bence iyi de oldu.Çünkü Yalçın Tosun'u sevdim.

Kitapta ilk öykü olan Aterina tokat gibi çarptı yüzüme .Etkisi uzunca geçmedi.
Diğer öykülerde hayli güzeldi.
Akıcı bir şekilde bitti kitap.
Yazarın diğer kitaplarını da fırsat buldukça okumayı planlıyorum.


"Ben susarken ve o bağırarak ağlarken,ilk kez gerçekten konuşuyormuşuz gibi geldi bana.

Kimseye,kendine bile tüm hayatını anlatmamalı insan.Çünkü bu kötülüğü kimse haketmiyor.

Ne güze şeydir susmak karşılıklı.

Yaşlandıkça insan hayallerinde daha özgür,yaşadıklarında daha mı kapana kısılmış oluyor-ki ben hep yaşlanınca hayallerde tükenir sanıyordum-diye düşünürken garip bir şey oldu.
Oldukça güçlü bir gerçeklik hissiyle kendimi çocukluğun korunağı,o uzun masanın altında hissettim bir süre.Bu sefer üçüncü bir göz olmuş izliyordum olanları.
...Yavaşça fısıldadım kulağına:
"Korkma,her şey tarih oluyor."

"

23 Nisan 2015 Perşembe

Vakti Geldi-İBB ŞT



Bir iş adamı,bir profesör ve bir bürokrat..

Gelecek seçimlerde belediye başkanı adayıdır üçü de.
Ancak öncesinde geçmiş ile yüzleşmeleri gerekir..

Üçü de isimsiz mektuplar alır birbirlerinden habersiz.
Aynı gece,aynı tren garında olmaları beklenir.
Yanlarına gelen genç kadın sayesinde sır perdesi yavaşça çözülür.

Oyun 1saat10 dakikalık tek perde.
Güldüren aralarda da giydiren cinsten.

Kadın oyuncunun performansı çok iyiydi.

Aralarda patlayan silah sesi ile sıçrama olasılığınız yüksek.
Dekora ise bayıldım.çok hoş olmuş.

 Tavsiye edilir,gidiniz,izleyiniz.


9 Mart 2015 Pazartesi

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku -Kitap&Film


Görür görmez kapağına vurulduğum bu kitabın konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Hatta bir ara acaba Müzeyyen Senar mı konu edilmiş diye bile düşünmüştüm.
Meğer sadece kahramanımızın adı Müzeyyenmiş.O kadar:)

Kitap sadece 58 sayfacık.
Ne olup bittiğini anlamadan bir baktım sonuna gelmişim.
Güzel duygu aktarımları vardı ancak hikaye daha kafamda tam oturmamışken bitti.

Sonra internette kitap ile ilgili araştırma yaparken aslında filmi de olduğunu görünce şaşırdım.
Çünkü hiç duymamıştım bu filmi.
İzlemeye karar vererek iyi etmişim çünkü film kitaptan daha iyiydi.
Genelde uyarlama filmler kitabından iyi olmaz ama bu film kesinlikle aksini ispatladı benim için.

Filmimizde otelde kalan,yayınlanmış kitabı olmayan bir yazarımız var.(kitapta da böyle)
Kadınları çözmeye çalıştığı sırada Müzeyyen'e rastlıyor.
İlişkinin akışına bırakıyor kendini ama bir yandan da içine sinmeyen bir şeyler hissediyor.

Tabi ki birçok değişiklik vardı kitaba göre ama bazı diyaloglar birebir kitaptan hiç değişmeden alınmış.
Bu da ayrı bir hoştu.


*Arka fonda düşüncelerin kimi zaman satır satır akması ve çalan müziklerde epey iyiydi.
**Birde filmde biraz Issız Adam,biraz da İncir Reçeli tadı aldım ben...




"Ne olmuştu da,"Seninle dünyanın her yerine gelirim" diyen Müzeyyen,durduğu yerden çekip gitmelere başlamıştı.Nerelere gidiyordu?Gelirken getirdiği bakışlar ne dalgaydı?Hangisi Müzeyyendi?Ya da Müzeyyen kimdi?İlk tanıdığım kimdi,şimdiki kim?


"Ayna,"dedim,seni bölük bölük bölerim."
"Denememeni tavsiye ederim,"dedi"bölünerek çoğalırım ve çoğaldıkça fazla suret veririm,hoşuna gitmez."


Ben sözlerden değil,bakışlardan tırsardım.Bakışların arkalarını sezer,sezgilerim doğrulana kadar mecburen bekler,beklerken kafayı yerdim.Konuşunca mesele yoktu.Ayrıca bu devirde herkes en azından iki tane idi.Daha kalabalık olanları da görmüştüm.


"Niye ulan,niye?"Alnımızda "Her nevi yanık tedavi edilir mi yazıyordu?Nöbetçi eczane mi açmıştık.Kaporta mı tamir ediyorduk?Niye? 

8 Mart 2015 Pazar

Yaşamın Ucuna Yolculuk-Tezer Özlü



Çok merak ettiğim bir yazardı Tezer Özlü.
Çoğu kişinin bayıla bayıla okuduğu bu yazarı ben pek sevemedim maalesef.
Biraz hayal kırıklığı yaşamış oldum ama belki ileride başka bir kitabına şans verirsem düşüncelerim değişebilir bilmiyorum ama şimdilik durum budur.

Altını çizdiğim ve buraya da aktardığım satırlar hariç kitabın geri kalan kısmı çok sürüklemedi beni.
Bunda kitabı daha çok  gece nöbetlerde okumamın da payı olmuş olabilir.
Küçük çaplı depresyona girdim resmen.
Sürekli bir kaçış,sürekli bir yalnızlık hali,sürekli melankolik düşünüş beni biraz gerdi.
Topu topu 125 sayfa olmasına rağmen bir haftada ancak bitirebildim.
Belki doğru zaman değildi benim için bu kitap bilemiyorum.
Sonuçta bu kadar seviliyor olması nedeni ile yazara haksızlık etmiş olmak istemem.

"
Artık bundan böyle acıları mutluluk olarak nitelendirmeye karar veriyorum.

Her var oluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu.

Oysa yaşam genellikle insanın bir başına kalması.

Aynı dili konuşan iki kişi yok.Her söylenen söz,bir biçimde insanın kendi kendini onaylaması.

Kimse her insanın yaşamının ortak yanları olduğunu düşünmüyor.

Sevgi inandırıcı değildir.Düşüncelerin bulduğu,düşüncelerin biçimlendirdiği bir durumdur.
Düşünüldüğü oranda büyür,derinleşir,büyütülür,derinleştirilir.Ne denli düşünülürse o denli büyür.O denli dayanılmaz boyutlara ulaşır,ulaştırılır.Gerçekleştirilemez. Soyutlaşır .Ve hiçbir zaman bitmez.Yaşam gibi.Ölüm gibi.

İnsanın yalnız cesedi yalnız kalabilir.Canlı(cesedi)asla.Çocukluğumda yeryüzünün sonsuzluğunu algılayabiliyordum,ama yaşlı kadınların yalnızlığını değil.

Evler görkemli.Mağazalar görkemli.İnsanlar iyi giyimli.Ama içlerinde soluk yok.Soluk yok.

Her insanı severek dinlerim.Kaygım vardır.Ne düşünürler,yaşama nasıl bakarlar diye.Ama hangi ülkede olursa olsun orta çağ düşüncesinden sıyrılmış,bağımsız insana az rastlıyorum.

Yoksa yaşadığımız her an böylesine geçmişin ağır anılarıyla mı güçleşiyor.

Yaşamın sonu bana hiç ırak gözükmedi.Her yüzde,her solukta,her büyüyende, her yaşlananda, her sarılmada,her sabahta gördüm yaşamın sonunu.

Hiçbir yere gitmesem de,sürekli yolculuklarda olduğumu algılamakta geç kalmadım.

Önümde gene bir zafer anıtı.Bir ülkenin zaferi,diğer ülkenin yenilgisi.Zaferler de,yenilgiler de insan ölüleri üzerinden  geçiyor.

Yolculuklar ilginçtir.Dünyalara açılan,yeni yaşamlardır yolculuklar.

İnsanın kendi kendinin yükünü taşıması,diğerlerinn yükünü taşımasından daha rahatlatıcı.

"







5 Mart 2015 Perşembe

SENİN SANATIN SENİN SERGİN!

Son senelerde sanat alanında yapılan yatırımlar ve etkinlikler gün geçtikçe artıyor ve gelişiyor. Özellikle İstanbul’da hayat bulan bu tarz etkinliklerden biri var ki, çok kısa sürede hem kendine has tarzı hem de izlediği yol ile oldukça ses getirdi. Bundan 2 sene önce, ulaşılabilir sanat alternatifi olarak yola çıkan ve her yıl yeni sanatçıların üretimleriyle gelişen Mamut Art Project’ten bahsediyoruz. Mamut Art Project bu sene Akkök Holding’le birlikte yoluna devam ediyor. Akkök Holding gibi güçlü şirketlerin genç sanatçılara destek olması, hiç şüphesiz ülkemizde kültür sanatın gelişmesinde ve yaygınlaşmasında önemli rol oynuyor. MAP’15 by Akkök hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz, www.mamutartproject.com adresini ziyaret edebilirsiniz.
Proje, genç sanatçıları, koleksiyonerler, galeriler, kültür-sanat kurumları ve sanatseverlerle galeri, müze, atölye gibi alışılagelmiş mekanların dışında, bir araya getirmeyi hedefliyor.
İsmini de insanoğlunun mağaralarda keşfedilmiş ilk çizimlerinde en çok görülen figürlerden biri olan “mamut”tan alıyor. Bir başka deyişle, “Mamut” bu projede sanatçıların büyük kitlelere göstereceği ilk eserlerini simgeliyor.
Mamut Art Project 2015 by Akkök’ün her yıl alanında uzman farklı isimlerden oluşan jürisi bu sene, Agah Uğur, Başak Şenova, Eda Kehale Argun, İnci Eviner ile Osman Erden'den oluşuyor. Jüri bu yıl başvuruda bulunan 1000’e yakın portfolyoyu değerlendirdi; yurtiçi ve dışından toplam 56 genç sanatçının 400 adet eserini sergilemeye layık buldu. Projeye bu yıl İstanbul, Ankara ve İzmir’in yanı sıra Diyarbakır, Konya, Nevşehir, Van, Karabük, Malatya, Kırklareli, Edirne’den genç sanatçılar da ilgi gösterdi. Mamut Art Project 2015 by Akkök, bu sene sınırlarını Türkiye dışına taşıyarak Fransa, Ukrayna, Almanya, ABD, Avustralya, Hollanda, Bulgaristan, İsviçre, İran’dan sanatçıların da ilgisini çekti.
Nerden çıktı bu Mamut?
Bu yıl 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta düzenlenecek olan Mamut Art Project by Akkök, fotoğraf eğitimi alan Seren Kohen’in girişimi ve sanat tarihi ve kültür politikaları üzerine çalışmalar yapan Tuba Kocakaya’nın sanat direktörlüğünde gerçekleşiyor.
Mamut Art Project 2015 by Akkök, her sene sanatseverlere yeni sanatçıları keşfetmeleri ve uygun fiyatlar ile ilk koleksiyonerlik adımlarını atabilmeleri için alternatif bir platform yaratıyor.
Bu sene sanatseverleri neler bekliyor?
Genç sanatçıların eğilimlerini, değişen trendleri yansıtan önemli bir platform olma rolünü de üstlenen Mamut Art Project 2015 by Akkök sergisine gelenler özellikle resim alanında bu sene farklı tarz ve tekniklerdeki çalışmaları görme fırsatı bulacaklar. Sergide ayrıca video art çalışmalarının yanı sıra fotoğraf ve güncel sanatın giderek gelişen ve cazibesi artan bir alanı olarak nitelendirilen sound art örnekleri de 26-29 Mart 2015 tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta izleyici ile buluşacak.
Bu günlerde karşınıza “Mamut çıkabilir!” dikkatli olun… 
Mamut Art Project 2015 by Akkök projesi çerçevesinde Pera, Sakızağacı, Maçka, Pangaltı, Etiler Akmerkez, Bağdat Cad. Kaya Taksi başta olmak üzere İstanbul genelindeki taksi duraklarında “Mamut sağolsun!” yazılı taksilere rastlayabilirsiniz.
Siz de eserinizi sergileme şansı yakalayın!
Akkök Holding ve Mamut Art Project’in birlikte gerçekleştirdiği #yourartismyheart etkinliğine katılan 3 kişi eserini etkinlik süresince Akkök Lounge’da sergileme imkanına sahip olacak. Katılmak için çektiğiniz fotoğrafı Instagram ya da  Twitter hesabınızdan #yourartismyheart hashtagiyle paylaşmanız gerekiyor. Yarışma hakkındaki detayları www.yourartismyheart.com adresinde görebilirsiniz. Ayrıca gönderdiğiniz fotoğrafın daha fazla oy alması için buradan arkadaşlarınıza da gönderebilirsiniz.

 
 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

4 Mart 2015 Çarşamba

FikriMühim-Coffee-mate Köpüklü Kahve Kreması


Fikrimühimden gelen Coffee-mate köpüklü kahve kremasını deneyimledim nihayet.


Öncelikle gelen teneke kutusu gayet şirin.
Pek bir sevdim bu lila kutuyu ben.

Yapılışında 3tatlı kaşığı yazıyor ama ben pek köpüklü bulmadım bu ölçüyü.
Bir kaşık daha eklediğimde daha köpüklü oldu açıkçası.



Tadına gelirsem de evet kahveyi yumuşatıyor.
Ancak süt tozundan çokta farklı bulmadım ben.
Normalde de süt tozu ile kahve tüketen biri olduğum içinde severek tükettim.

#Keyfiniköpürt

28 Şubat 2015 Cumartesi

Cemile&Sultanmurat-Cengiz Aytmatov


Cengiz Aytmatov kitaplarına bolca rastladığım ve hayli merak ettiğim bir yazardı.
Önce biyografisine bakmıştım yazarın.
Ünlü Kırgız yazarı kendisi.
Bir röportajında da bir yazar kendi milletinin yaşadıklarından mutlaka söz etmeli diyordu yanlış hatırlamıyorsam.
Zaten kitabı okurken bariz bir şekilde bunu hissediyor insan.

Cemile-Sultanmurat aslında iki hikayeden oluşuyor.
Ben tamamını bir roman sandığımdan Cemile kısmı bittiğinde birazcık şaşırdım.

İlk hikaye olan Cemile için en güzel aşk hikayesi yazılmış arka kapakta.
Bu kadar iddialı olduğunu düşünmesem de dönemin şartlarına göre hüzünlü bir hikaye.
Eşi devam etmekte olan savaştaki Cemile ve öksüz Danyar'ın hikayesiydi.
Hikayeyi Cemile'nin kendinden yaşça küçük kaynının gözünden okumak ilginçlik katmış kitaba.
Sonu biraz havada kalsa da hoştu diyebilirim.

İkinci hikaye olan Sultanmurat sandığım gibi bizim Sultan olan Murat değilmiş:)
Karakterin adıymış meğerse.
Yine savaşın gölgesinde geçiyor hikaye.
At sevgisini ve tüm yetişkin erkekler askerde olduğu için okul çağındaki erkeklerin savaşın perde arkasındaki yardımlarını konu alıyor.

Okuması kolay bir dili vardı kitabın.
Biraz basit geldi bana ama başka kitaplarını da okumak istediğim bir yazar şimdilik Aytmatov.


Basamak-Alp Ergin

Yitik Ülke Yayınlarını bilmeyenimiz yok neredeyse. 
Özellikle sosyal medyada okuyucusu ile sürekli iletişim halinde,fuarlarda da hayli ilgili bir kitap evi.
Kitap fuarında stantlarına uğrayıp kitap alışverişi yaparken önerileri ile Basamak adlı bu kitabı almıştım. 
Kitap,1994 doğumlu genç yazarın ilk kitabıymış,fuarda da yazardan imzalı alma fırsatım olmuştu. 

Kitapta kahramanımız bir sabah hafızası silinmiş bir şekilde uyanıyor.
Kim olduğunu,nerede olduğunu ve yanındaki kadının kim olduğunu elbette hatırlamıyor.

Geçmişe dair ise sadece bir günlük buluyor ve o da ne: 
seri katil olduğunu öğreniyor.
Hem geçmişi ile yüzleşmesi,hem de olayları çözümlemesi gerekiyor.

Konu güzel,kurguda iyiydi.
Bazı yerlerde tahminlerim tutsa da  yine de sonunu merak ettiriyor.

Hızlıca okunan bir kitap.


Belki yalnız bana göre değil,belki de yalnızlık.Yutması zor bir kelime sadece.

Umutlarımız hayal kırıklıklarımızı örtüyor.

Gerçekten de aşk tüm kusurları görmezden gelip devam etmek mi,yoksa kusurlar mı görünmez oluyor aşık olduğunda?

Hani 'Gönlümü kaptırdım' denir ya,ben 'Ömrümü kaptırmıştım.'

Onca ebeveyn,onca hikayeyi çocuklarının büyüdüklerinde iyi birer kahraman olmayı istemesi için anlatırdı.Peki bunca hikayeden sonra kötü olmayı seçmek niye?

Bazen gerçekliğinden bile şüphe ettiğin şeyler vardır hayatta,bazense gerçek olmadığını bile bile inandığın şeyler vardır.Kendini adadığın şeyler.İçinde kaybolduğun yanılgılar.Kedini onlara bırak,çünkü gerçek eninde sonunda sana kendini kanıtlar

Ömür valizimi dolduruyordum geçmişimin kirlileriyle.

Güç bir erkeğin doğasında değil,bir kadının doğasında saklıymış aslında.Kadınmış erkeği güçlü ya da güçsüz kılan.

Yaşamayı dahi zamana bırakanlardanız biz...

Hayatı yaşamak tabirinin abartıldığı,ellerimizin gerçekliğe bağlandığı ve ciğerlerimizin yalan dumanlarıyla doldurulduğu bir dünyada yaşıyoruz.Elde ettiğiyle yetinemeyen,elinde olanı bir köşeye koyarak yeni ufuklarda yeni ihtiraslar arayan insanlarız hepimiz.




16 Şubat 2015 Pazartesi

Pembe ve Yusuf-Canan Tan




Daha önce Söylenmemiş Şarkılar adlı öykü kitabını okumuştum sadece Canan Tan'ın.
Pembe ve Yusuf romanının ise ön okumasını edinmiştim bu yıl ki Tüyap kitap fuarında.
Ön okuma hayli ilgimi çekmişti ancak sıra bir türlü gelmemişti bu kitaba.
İş arkadaşımda görünce ilk fırsatta ödünç alıp okudum.

Doğuda geçiyor kitap.
Birçok doğu hikayesindeki tanıdık hüzünlü olaylar mevcut.
Kadına yapılan haksızlıklar,küçük gelin,töre uğruna yaşananlar bu kitapta da var.

Kitaba adını veren karakterlerse epey sonra ortaya çıkıyor.
İnsan sürekli bu karakterleri bekleyerek okuyor.

Kitap akıcı bir şekilde okunuyor.
Ancak kurgu biraz zayıf olmuş gibi,
Dili de basit olduğundan bir günde bitirilen cinsten bir kitaptı.
Bitirdiğimde sevdim evet ama daha da iyi olabilirdi dedirtiyor.

Bundan sonraki Canan Tan kitaplarından Piraye'yi merak etmekteyim...



Paşa Paşa Tiyatro Yahut Ahmet Vefik Paşa-DT




Nedense ismini ilk gördüğümde hiç yanaşmamıştım bu oyuna.
Ancak Cevahir Sahnesinde olduğunu görünce yorumlarına bakayım dedim
ve izleyenlerin çoğunun beğendiğini gördüm.

Böylece sevgililer günü için biletlerimizi kaptım.

Oyunun başında dedim bu müzikal miydi?Bileti alırken farketmedim mi acaba?
Çünkü köşedeki mini orkestra oyun boyunca eşlik ediyor gösteriye.
Bu da oyuna ayrı bir hava katmış.Ben çok sevdim.

Bursa'ya vali olarak atanan tiyatrosever Ahmet Vefik Paşanın vilayete tiyatroyu getirme çabalarını anlatıyor oyun.Bursaya ilk tiyatro açılıyor ancak birçok zorlukla mücadele ediyor.
Yani oyun içinde oyun...

Oyun,bol oyunculu idi.
Dekor sahneye göre oyuncular tarafından düzenlendi.
Bu da oyunu sürekli dinamik kıldı ve bence göz yormadı.

Son zamanlarda izlediğim güzel oyunlardandı.
Güldürürken düşündüren cinsten...





28 Ocak 2015 Çarşamba

Şahika&Feraye-Sinan Akyüz



Bu kitapta savaş,aşk,Ortadoğu,acı,gurbet,farklı kültürler tarih kısaca herşey var.

Bigalı bir ağanın çiftliğinde başlıyor hikaye.
Bolca,her tarzda karakter var kitapta.
Başlarda birçoğunun hikayesi anlatılırken sonlara doğru Çakır Ağanın küçük kızı Feraye üzerinden ilerliyor kitap.
Bu açıdan diğer karakterlerin hikayeleri biraz havada kalıyor gibi sonlara doğru.

Roman zaman olarak Balkan Savaşı sonrasındaki dönemde geçiyor.
Çanakkale Savaşından bildiğimiz,gururla dinlediğimiz meşhur anılar,..
İngiliz ajanı olan Lawrence'in Şeyh Hüseyini Türklere karşı kışkırtması...
Kurtuluş savaşının başları.Halkın perişan durumu.Mustafa Kemal'in tutumu..
Bunlar gibi yakın tarimizdeki olayların birçoğuna değiniliyor.

532sayfa olan bu kitap 7-8saatte bitti.
Hikaye merak uyandırıcı olduğundan soluksuz okudum.
Bazı yerlerinde gözlerim doldu,bazı yerlerinde bu kadarda olur mu pes dedim.
Yaşanmış bir olaydan esinlenerek yazıldığı belirtildiğinden de daha bir garip oluyor insan.
Tüm bunların hiçbir yer-zamanda yaşanmamış olmasını diliyor...

Daha önce İncir Kuşları'nı okuduğum bu yazarın tarzını seviyorum..
Bundan sonra yazarın diğer kitaplarını da okumaya çalışacağım.


26 Ocak 2015 Pazartesi

%100 Tam Buğday Ada Ekmeği&Alishiro






Sonunda bende Bozcaada'dan gelen Ada Ekmeğime kavuştum!

2014! şubat ayında siparişimi vermiş ve uslu uslu beklemeye koyulmuştum bu güzellikleri...
Siparişi gelenlerin fotolarını görünce de sabır deyip beklemeye devam ettim.

Epey zaman geçti ne ses ne seda çıkmayınca Ali Beye mail attım.
O da sağ olsun gözden kaçmış olabileceğini belirtti ama yine benim ekmekler gelmedi:)

Ben son bir umut yeniden mail atınca gayet ilgili bir şekilde göndereceklerini söylediler ve fotoğraflardan da anlaşılacağı üzere 2 gün içinde ekmeklerime kavuştum.

Benim siparişlerim tam buğday ve cevizli tam buğdaydı.
Ekşi mayalı ekmek zaten seven ve tüketen biriyim.Bulduğum köy pazarlarından,gittiğim yerlerden mutlaka alırım.

Ada ekmeği; %100 tam buğday unu ya da %100 çavdardan,uzun fermantasyon işlemine tabii tutularak,ekşi maya ile yapılıyor.Merak edenlere sosyal medya hesaplarından fotoları takip etmesini öneririm.Zira Ali bey işine öyle aşık ,öyle bir ekmeği ile konuşarak yazıyor ki insan merak ediyor bu sanat eserlerini:)

Benim en sevdiğim özelliği ise kalın kabuklu ve mis kokusu oldu.Epey bir kokladım:)

Uzun bir zaman diliminde  yapıldığından ve de seri üretim olmadığından siparişler öyle pat diye gelmiyor.
Takip ettiğim kadarı ile genelde 3-4 hafta içinde ulaşıyor siparişler.(ben istisnai vakayım^-^)


Sosyal medyada Ada Ekmeği&Alishiro adresleri:

İNSTAGRAM
FACEBOOK
BLOG

NOT:Ücret, ekmekler size ulaşmadan alınmıyor.

22 Ocak 2015 Perşembe

Kitap Evi-Enis Batur





İnstagramda bolca gördüğüm bu romanı önce alınacaklar listeme eklemiş,kitap fuarında da görünce hemen almıştım. 

Kitap 132 sayfa ve bu nedenle iki-üç saatte bitiyor. Ben bir nöbet süresinde hastalardan arta kalan zamanlarımda okuyarak bitirdim. 

Kitapseverlerin beğeneceğini düşünüyorum kitabı. Dili biraz ağır ama merak içinde okunduğundan hızlı gidiyor. 

Kahramanımız bir yazar ve kendisine hayli ilginç bir miras kalıyor:Kitap Evi. 
Daha ilginci ise kimden kaldığını hiçbir zaman öğrenemeyecek olması koşulu. 

Tüm kitapseverlerin kendilerine göre takıntıları,bolca kitap alma eğilimleri,kütüphane kültürleri,her kütüphanede yaşanılan hisler bolca işlenmiş.
Bir okuyucu olarak benimde kendime göre takıntılarım tabi ki var.Çoğumuzun da öyle olduğunu düşünüyorum:)

Bana göre kitabın en önemli sıkıntısı kısa tutulup birçok şeyin havada kalmış olması. Sonu beni maalesef pek tatmin etmedi. 

"Konuşursanız geridönüşü yoktur, susarsanız öyle değil:Dilediğiniz an giz kilidini açmak,açılmıyorsa kırmak sonuçta size kalmıştır. "

"Beklemenin,insanın ruhunda yarattığı besleyici hareketi diri tutan bir boyutu olduğuna inanırım."

"Kitap mecnunu bir tür evrensel ademdir;hangi ırktan,budundan,dilden,
inanıştan,yeryüzünün hangi köşesinde olursa olsun standart tepkileri vardır,huyları birbirine benzer onların, davranış mekanizmalarını belirleyen neredeyse organik bünyelerinden tıpatıp aynı kararlar çıkar."

"Gerçek kitap tutkununun merakına ket vurma,önünde açılan küçük evrenin ortasına dalma isteğini erteleme olanağı yoktur. Sıra tanımaz bu tutku,sıraya koymayı bilmez. "

"Çemberin içine bir kez düşülmeye görsün,kısıtlı gelirine,dar olanaklarına bakmaz,ucundan köşesinden kişisel kitaplığını kurmaya yönelirdi kitap tutkunu. "

"İki kişi bir odada yaşamaya koyuldukları an aralarında iktidar ilişkisi başlar. Müzakerelere girişilir durmadan,ödünler değiş tokuş edilir,başka türlüsü görülmemiştir. "




20 Ocak 2015 Salı

Çi-Azra Kohen


Fi,kitabının devamı olan Çi'yi de hızlıca okudum-bitti.
Bir devam kitabı olduğundan karakterlerin hayatı kaldığı yerden işlenmiş .
Fi'de olduğu gibi yazar bu kitabın da sonunu tamamen üçüncü kitabı merak etmeye yönelik bir şekilde bitirmiş...İnsan kitabı beğenmese bile sırf ne oldu diye merak eder üçüncü kitabı.
Zaten kapakta da yazar "İyi bir hikaye asıl bittiğinde başlar."diyerek bunu gayet iyi belirtmiş.

Çi,Fi'den daha çok sosyal mesaj içerikli geldi bana.
Kahramanımız ünlü psikologun geçmişinde yaşadıklarına biraz değinse de hala ucu açık kaldı...
Bir psikologun yaşadığı ve sır gibi sakladığı kişilik bozukluğu ile hastalarını nasıl tedavi ettiği ilginç tabi..
Ayrıca tüm düzene karşı koymaya çalışan Darbe dergisinin sahibi Özge de hayli ilginç bir karakter. Çarkların nasıl döndüğünü,para gibi karşılığı olmayan bir nesnenin düzen içinde karşılık buldurulmaya çalışılmasını insan hayret ve de üzüntüyle okuyor..

Medyanın işleri nasılda çıkarına göre düzenlediği,kamuoyunu kendi çıkarları için manipüle etmelerini dehşetle okuyor insan.Bilmediğimiz şeyler değil tabi ki ama insan yine de öfkeleniyor okurken..

Bir sürü farklı karakter var kitaplarda.Bu nedenle  de birçok olaya,farklı kesimlerin hayatlarına değiniyor yazar.

Değişik,akıcı bir seri Fi-Çi.
Yakınlarda çıkacak olan Pi kitabını da merakla bekliyorum.
(Çok büyük beklenti içinde değilim,zira başlarken de bu seriye beklentimi az tutmuştum.)
Ancak karakterlere ne olduğunu görmek için okuyacağım tabi ki.

Ve ilk kitapta olduğu gibi altı çizilen bolca satır vardı...


Gidecek başka bir yeri olmayan, kimsesi olmayan biri hatıralarından başka nereye gidebilirdi ki?

Asıl doğum, karakterin kendini fark etmesiyle başlar, rahimden çıkmakla değil. 

Okuduğun her kitap toplamda sadece 26 harfin kombinasyonundan oluşuyor,aynı etrafında gördüğün her şeyin aynı atomların bir araya gelmesiyle oluşması gibi ama her şey birbirinden ne kadar farklı değil mi? Bizi oluşturan aynı atom ve okuduğumuz yüzlerce değişik kitabı oluşturan 26 harf... Temelde biriz ama aynı değiliz,çünkü deneyimlediklerimiz farklı. 

Bir annenin memesiyle çocuğunu beslemesi gibi din de ruhu besler. Yani din bebeğe süt veren meme gibidir. Önemlidir,değerlidir. Ama çıkarıp yüzüme yüzüme sallarsan olmaz! O zaman,memesini çıkarıp yüzüme sallayan anne kılığına bürünmüş bir sapıktan farkın kalmaz. Yavrusunu besleyen annenin memesinin kutsallığı neyse,nasıl mahremse,bunu konuşmak bile insanı nasıl rahatsız ediyorsa din de mahremdir,kişiyle Yaradan arasındadır. 

Olmamız gereken şeye dönüşebilmek için küçük küçük darbelere ihtiyacımız vardır. Maalesef darbeler acıtır,büyürken acırsınız. Ama ancak acıyarak kendimizi bulduğumuzu kimse söylemez bize,belki de korkacağımızı sanırlar. Halbuki ruhumuz acıdıkça kabuğumuz soyulur. 

Büyüdükçe artık bedenimizin değil,ruhumuzun acıdığı şeyler yaşamaya başlarız. 

Acı hisseden kişiden bir şey doğar. İntikam ya da anlayış. Seçim bizim. Kendine acıyanlar intikamı seçerler ve sonunda intikamını almaya çalıştıkları şeye dönüşürler. Haksızlığa uğradığı için intikam peşinde koşan biri haksızlığa uğratır. Anlamayı seçenlerse olgunlaşırlar. 

Bir şey neden değelidir? Sen ona değer verdiğin için. Sahip olduğun her şeyi değersizleştiren sensin. 

Zamana tabi yaşayan bir varlık nasıl özgür olduğunu düşünebilirdi. Her saniye bir hücremiz son nefesini veriyor,evrenin siyahlığına ait oluyordu. 

Düşmanını gerçekten ancak anlayan biri ancak kendiyle yüzleşir,nefret edemezdi. Nedenlerini anladığınız bir şeyden nefret edilemezdi. 


Fİ YORUMUM İÇİN--->>>TIK TIK


11 Ocak 2015 Pazar

Cimri-Moliere/DT


alıntı
Şu sıralar Küçükçekmece Sahnesinde sergilenen Cimri'ye sonunda bilet bulabildim.
Bu sahneye ilk kez gittik.
Bundan sonra  konumu dolayısıyla tercih etmeye karar verdik.
Salon gayet geniş ve ferahtı.Bilet bulmak için avantajlı bir durum tabi ki bu
Birde diğer salonlara göre bilet daha ucuzdu,Bu da dikkatimi çekti.

Cimri,gelmiş geçmiş en meşhur oyunlardan olduğundan görmeyi çok istiyordum.
Tabi ki bilet almak için pusuda bekledim de gidebildik oyuna.

İyi ki de gitmişiz.Çünkü bayıldım!
Kostümler,dekor,oyuncular...

Ben tek kişilik oyunları oyuncu açısından her zaman takdir etsem de bazen  sıkılıyorum.
Hadi biri girsin artık diyorum içimden:)
Bu açıdan Cimri hayli doyurucu..
Birçok usta oyuncu birlikte rol almışlar bu oyunda.

Oyun, eğlenceli,düşündürücü tarzda..
Aşırı cimri olan babanın çocukları ile olan ilişkisi,para merkezli düşünce yapısı etrafında dönüyor.
Birde baba evlenmek isteyince iyice karışıyor vaziyetler..


alıntı

Gidiniz ,izleyiniz efendim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...